<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tedavi Hastalıklar Sağlık Sorunları Tedavi Rehberi Kanser Kadın Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.tedavinet.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tedavinet.com</link>
	<description>Sağlık konusunda hastalıklara karşı tedavi yoları Çocuk kadın deri erkek diş kalp zührevi cinsel sağlık tedavi yoları</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 03:03:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kemik iliği bankası gönüllüleri bekliyor</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/kemik-iligi-bankasi-gonulluleri-bekliyor.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/kemik-iligi-bankasi-gonulluleri-bekliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 03:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik iliği bankası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14848</guid>
		<description><![CDATA[Kemik iliğine ihtiyaç duyan hastalara hizmet vermek üzere 1998&#8242;de kurulan İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki Kemik İliği Bankası, örnek sayısını artırabilmek için gönüllüleri bekliyor. Dünyada her yıl 8 bin kişi, kemik iliği nakliyle yaşama dönüyor. Vericilerin kan örneklerinin bulunduğu bankalar sayesinde kemik iliği nakli olması gereken kanserli hastalar, iliğe kavuşabiliyor. Şans, bankalardaki verici sayısı [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/kemik-iligi-bankasi-gonulluleri-bekliyor.html">Kemik iliği bankası gönüllüleri bekliyor</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kemik iliğine ihtiyaç duyan hastalara hizmet vermek üzere 1998&#8242;de kurulan İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki Kemik İliği Bankası, örnek sayısını artırabilmek için gönüllüleri bekliyor.</p>
<p>Dünyada her yıl 8 bin kişi, kemik iliği nakliyle yaşama dönüyor. Vericilerin kan örneklerinin bulunduğu bankalar sayesinde kemik iliği nakli olması gereken kanserli hastalar, iliğe kavuşabiliyor. Şans, bankalardaki verici sayısı arttıkça çoğalıyor.</p>
<p>İ.Ü. Tıp Fakültesi bünyesindeki Kemik İliği Bankası&#8217;nda 26 bini aşkın örnek var. Ancak bu sayı ülke nüfusuna oranlandığında çok az kalıyor. Yeterince örenk olmadığı için de Türkiye&#8217;deki kemik iliğine ihtiyaç duyan birçok hasta nakil için beklemeye devam etmek zorunda kalıyor.</p>
<p>5 ml&#8217;lik kan örneği</p>
<p>5 ml&#8217;lik bir tüp kan örneği verilerek ve &#8216;Kemik İliği / Kök Hücre Bağış Formu&#8217; doldurularak verici olunabiliyor. Size hayattayken hayat kurtarma şansı veren kök hücre bağışçılığının hiçbir zararı da bulunmuyor.</p>
<p>Kan vermek isteyenler 14.00-19.00 saatleri arası İ.Ü. Tıp Fakültesi Temel Bilimler Binası&#8217;ndaki Tıbbi Biyoloji Bölümü&#8217;ne başvurabiliyor.</p>
<p>Doku uyumu olursa?..</p>
<p>Kan örneğini verdikten sonra nakil için bekleyen hastalardan biriyle dokunuz uyuşursa Kemik İliği Bankası&#8217;nda size ulaşılıyor ve tekrar kan vermeniz isteniyor.</p>
<p>Testler sonucunda ilik tam olarak uyarsa, kısa bir ilaç tedavisi sonrası kan bağışı yapar gibi kemik iliği hücreleri bir makineyle toplanıyor.</p>
<p>Vericilerden hangi sıklıkta ilik istenir?</p>
<p>Bir kez kemik iliği verdikten sonra kemik iliği bankasında kayıtlı kalmak ya da kalmamak isteğe bağlı. Bağış tekrarında <strong>sağlık</strong> açısından ise hiçbir risk yok.</p>
<div class="betterrelated"><p><strong>İlginizi Çekebilcek Diğer <strong>Tedavi</strong> Konuları</strong></p>
<ol><li> <a href="http://www.tedavinet.com/kiriklar-3.html" title="Permanent link to KIRIKLAR">KIRIKLAR</a>  </li>
</ol></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/kemik-iligi-bankasi-gonulluleri-bekliyor.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/kemik-iligi-bankasi-gonulluleri-bekliyor.html">Kemik iliği bankası gönüllüleri bekliyor</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/kemik-iligi-bankasi-gonulluleri-bekliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yumurtalik (Over) Kanseri: Nedenleri, Belirtileri, Tanı ve Tedavisi</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/yumurtalik-over-kanseri-nedenleri-belirtileri-tani-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/yumurtalik-over-kanseri-nedenleri-belirtileri-tani-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 20:03:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Yumurtalık Kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14850</guid>
		<description><![CDATA[YUMURTALIK KANSERİ Yumurtalık kanserleri oldukça ölümcül olan bir kanser türüdür. Amerika’daki kadınlarda 5. sıklıkta görülen ve aynı zamanda kadınlardaki kanserlere bağlı ölümler arasında 5. sırada yer alan kanser çeşididir. Tanısı çek konabilen bir kanser olması bu kanserin önemini belirtmektedir. Yumurtalık kanserine yakalanan kadınlarda beş yıllık yaşam oranı %30 dolayındadır. Eğer kanser belirli bir bölgede sınırlı [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/yumurtalik-over-kanseri-nedenleri-belirtileri-tani-ve-tedavisi.html">Yumurtalik (Over) Kanseri: Nedenleri, Belirtileri, Tanı ve Tedavisi</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YUMURTALIK <strong>KANSER</strong>İ<br />
Yumurtalık kanserleri oldukça ölümcül olan bir <strong>kanser</strong> türüdür. Amerika’daki kadınlarda 5. sıklıkta görülen ve aynı zamanda kadınlardaki kanserlere bağlı ölümler arasında 5. sırada yer alan <strong>kanser</strong> çeşididir. Tanısı çek konabilen bir <strong>kanser</strong> olması bu kanserin önemini belirtmektedir. Yumurtalık kanserine yakalanan kadınlarda beş yıllık yaşam oranı %30 dolayındadır. Eğer <strong>kanser</strong> belirli bir bölgede sınırlı ise hastaların çoğu beş yıldan daha fazla yaşar.<br />
Her yaşta ortaya çıkabilen bir kanser türü olan yumurtalık kanseri sıklıkla 45’li yaşlardan sonra görülmektedir. Özellikle menopozdan sonra görülme olasılığı artmaktadır. Bu dönemden sonra yaş arttıkça yumurtalık kanseri riski artmaktadır. 70 yaşından sonra en yüksek düzeye yaklaşmaktadır.<br />
Yumurtalık kanseri, köken aldığı dokunun çeşidine göre farklı türlere ayrılır. Bu türlere bağlı olarak da görülme sıklığı ve başlama yaşı değişir. En sık görülen türü ise yüzey epitelyum hücrelerinden köken alan kanserdir.</p>
<p>NEDENLERİ<br />
Yumurtalık kanseri için belirtilmiş birkaç neden vardır. Bu nedenlerin arasında en önemlileri doğum yapmamış olma ve ailesel öyküdür. Az doğum yapan kadınlarda veya hiç evlenmemiş kadınlarda kanser görülme ihtimali yüksektir. Gebeliği engelleyici ilaçların uzun bir süre kullanılması kanser riskini bir miktar azaltmaktadır. Yani bu ilaçların kansere karşı bir koruyucu özelliği vardır. Ayrıca genç yaşta hamile kalmak, riski azalmaktadır. Yumurtalık kanserlerinin yalnızca yaklaşık %10 unun ailesel olmasına karşın, hatalı genlerin tespit edilmesi, kanserin moleküler nedenine yönelik birçok bilginin edinilmesini sağlamıştır. Birinci derece akrabalarında yumurtalık kanseri olan kadınlarda kanser görülme ihtimali yüksektir.<br />
Ayrıca hormonların ve çevresel etkenlerin yumurtalık kanserinin ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Menopoz döneminden sonra kadınlık hormonu olan östrojenin tek başına verilmesi kanser riskini arttırmaktadır. Bu yüzden bu dönemde östrojen ile birlikte progesteron hormonu da verilmektedir.</p>
<p>BELİRTİLER<br />
Bütün yumurtalık kanserleri erken dönemde semptom ve belirti vermediklerinden dolayı oldukça endişe vericidir. Aralarında büyük yapısal farklılıklar olmasına rağmen yumurtalık kanserlerinin klinik bulguları birbirlerine oldukça benzerdir. Yüzey epitelinden köken alan yumurtalık kanserleri yeterli büyüklüğe ulaşıncaya kadar genellikle belirti vermez. Fakat büyürse karın ağrısı, sık idrara çıkma, karında şişlik, hazımsızlık gibi sindirim sistemine ait belirtiler verir.<br />
Yumurtalık kanserlerinin yaklaşık %30’u jinekolojik muayene sırasında tesadüfen saptanır. İleri dönemde ise vajinal kanama, karında fazla şişlik, karında asit birikimi gibi şikâyetler ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>TEŞHİS<br />
Yumurtalıklar kasıkların iç tarafında olduğundan, erken dönemde yumurtalık kanserinin teşhisi oldukça zordur. Hiçbir şikâyeti olmayan kadınlarda tarama amaçlı bir test yoktur. Jinekolojik muayene sırasında bu bölgede kitle saptanması doktorun bir takım testler istemesini sağlar. Bu testlerden birisi ultrason görüntüleme yöntemidir. Vajinanın iç kısmına küçük bir alet yerleştirilerek yapılan bu yöntemde yumurtalıklardaki kitle saptanır. Bu kitlenin hareketsiz olması yumurtalık kanseri olma riskini arttırır. Fakat bu yöntemle tümörün iyi veya kötü huylu oldu anlaşılamaz. Bunu anlamak için doktor karın bölgesinde küçük bir kesik yaparak laparoskop denilen aletle yumurtalıkları görüntüler. Bu sırada tümörden küçük bir parça alır. Ayrıca yapılan kan testlerinde bir kanser göstergesi olan CA-125’in yüksek saptanması, diğer testlerle birlikte tanıyı büyük ölçüde koydurur. Ayrıca bu test hastaların takibinde oldukça önemlidir. Belirli aralıklarla bu testin yapılması hastaların tedaviye verdiği cevabı ve tekrarlama ihtimalinin takip edilmesini sağlar. Fakat CA-125 sadece yumurtalık kanserinde yükselmez. Yumurtalık kistleri, enfeksiyon gibi durumlarda da bu maddenin kandaki düzeyi artmaktadır. Hastalığın kesin tanısı için tümörden alınan parçanın patoloji laboratuarında incelenmesi gerekir.</p>
<p>TEDAVİ<br />
Ne yazık ki yumurtalık kanserinin <strong>tedavi</strong> seçenekleri günümüzde dahi yeterli değildir. 70’li yıllardan bugüne kadar geçen dönemde sağ kalım oranında az bir iyileşme sağlanmıştır. Yumurtalık kanserinin tedavisinde birçok doktorun bir araya gelerek bir ekip çalışması içinde olması gerekir. İlk <strong>tedavi</strong> seçeneği ameliyattır. Daha sonra hastaya kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanır. Bazı durumlarda ameliyat ve ilaç tedavisi sonrası ikinci bir ameliyat yapılması gerekir. Bu ameliyattan sonra hastanın durumu yeniden değerlendirilir.<br />
Hastalığın seyrinde en önemli kriterlerden birisi hastalığın kaçıncı evredeyken saptanmış olmasıdır. Birinci evrede teşhis edilen ve tedavisi yapılan yumurtalık kanseri hastalarında beş yıllık sağ kalım oranı %70’lerde iken dördüncü evrede yakalanan hastalarda beş yıllık sağ kalım ihtimali yoktur. Bu yüzden tedavinin şeklinin belirlenmesinde erken teşhis çok önemlidir.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/yumurtalik-over-kanseri-nedenleri-belirtileri-tani-ve-tedavisi.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/yumurtalik-over-kanseri-nedenleri-belirtileri-tani-ve-tedavisi.html">Yumurtalik (Over) Kanseri: Nedenleri, Belirtileri, Tanı ve Tedavisi</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/yumurtalik-over-kanseri-nedenleri-belirtileri-tani-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Radyoterapi Ve Çocuklar</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/radyoterapi-ve-cocuklar-2.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/radyoterapi-ve-cocuklar-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 14:03:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Radyoterapi Ve Çocuklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14852</guid>
		<description><![CDATA[Radyoterapi çocuk hastalar ve aileleri için korkutucu olabilir. Ama yapılacak işlemlerin ne olduğu anlatılıp, uygulamalı olarak da görüldüğünde bu korkular çok hafifleyecektir. Ayrıca radyoterapi kliniklerindeki tüm personel çocuklarla sıcak ilişkiye çok açıktır ve bu konuda her zaman yardımcı ve destek durumundadırlar. Genellikle 3 yaş ve altı çocuklar için planlama ve tedaviler öncesi hafif bir anesaaai [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/radyoterapi-ve-cocuklar-2.html">Radyoterapi Ve Çocuklar</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Radyoterapi çocuk hastalar ve aileleri için korkutucu olabilir. Ama yapılacak işlemlerin ne olduğu anlatılıp, uygulamalı olarak da görüldüğünde bu korkular çok hafifleyecektir. Ayrıca radyoterapi kliniklerindeki tüm personel çocuklarla sıcak ilişkiye çok açıktır ve bu konuda her zaman yardımcı ve destek durumundadırlar.<br />
Genellikle 3 yaş ve altı çocuklar için planlama ve <strong>tedaviler</strong> öncesi hafif bir anesaaai işlemi gerekecektir. Çocuğun tedaviden önce en az 3-4 saat birşey yememesi gerektiği için genellikle sabah saatleri tercih edilir. Çocuk hasta randevuları, yetişkin randevularından ayrı ve öncelikli verilir. Anesaaai, radyoterapi kliniğinde ilgili anesaaai uzmanı tarafından verilir. Çocuk uyuyana kadar ailesinin yanında kalmasına izin verilir. Çocuk, <strong>tedavi</strong> süresince bir pencere ya da kapalı devre TV.den anesaaaistin yakın kontrolü altında kalır. Hasta yakınları <strong>tedavi</strong> odasına giremese bile, işlemi TV ya da pencereden izleyebilir. <strong>Tedavi</strong> sonrası çocuğun uyandırılması işlemi de anesaaai uzmanı tarafından yapılacaktır. Çocuğun uyanma süreci ortalama 20 dakika kadardır ve bu süre içinde hemşireler çocukla ilgilenecektir. Uyandırma işlemi sonunda çocuk evine ya da hastanede kalıyorsa servise götürülecektir.<br />
Daha büyük çocukların radyoterapi cihazlarının boyutlarından ve çıkardığı seslerden korkmaları doğaldır ve buna alışmaları süre alabilir. Bu süreç, personelin yakın ilgisi ile olabildiğince kısalacaktır.<br />
Çocuk tedavileri yetişkinlere oranla çok daha düşük dozlarla yapılır. Ama olası yan etkileri ortaya çıkarabilmenin yetişkinlere oranla çok daha zor olduğu açıktır. Bu konuda ilgili personelin azami dikkatinin yanı sıra, ailenin katkıları da çok önemlidir.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/radyoterapi-ve-cocuklar-2.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/radyoterapi-ve-cocuklar-2.html">Radyoterapi Ve Çocuklar</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/radyoterapi-ve-cocuklar-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tiroid Kanseri</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/tiroid-kanseri.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/tiroid-kanseri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 03:04:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroid Kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14854</guid>
		<description><![CDATA[TİROİD KANSERİ Tiroid kanseri, tiroid bezinin hücrelerinden köken alan bir kanserdir. Bu kanser, diğerlerine göre çok daha az görülür ve hastalığın seyri oldukça iyidir. Eğer doğru tanı ve tedavi uygulanırsa hastalık tamamen ortadan kaldırılabilir. Böylece kişi, uuzn süre yaşayabilir. Toplumda görülme sıklığı %4.2&#8242;dir. Hayat boyunca kadınlarda tiroid kanseri riski yaklaşık %0.7, erkeklerde ise %025&#8242;tir. Bu [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/tiroid-kanseri.html">Tiroid Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TİROİD <strong>KANSER</strong>İ<br />
Tiroid kanseri, tiroid bezinin hücrelerinden köken alan bir kanserdir. Bu <strong>kanser</strong>, diğerlerine göre çok daha az görülür ve hastalığın seyri oldukça iyidir. Eğer doğru tanı ve <strong>tedavi</strong> uygulanırsa hastalık tamamen ortadan kaldırılabilir. Böylece kişi, uuzn süre yaşayabilir. Toplumda görülme sıklığı %4.2&#8242;dir. Hayat boyunca kadınlarda tiroid kanseri riski yaklaşık %0.7, erkeklerde ise %025&#8242;tir. Bu yüzdelerden de anlaşılacağı gibi az rastlanan bir kanserdir. A.B.D&#8217; de her yıl 12 bin yeni tiroid kanseri vakası ortaya çıkmaktadır.<br />
Tiroid kanseri, tek tip değildir. Sıklık sırasına göre papiller <strong>kanser</strong>, folliküler <strong>kanser</strong>, medüller <strong>kanser</strong> ve anaplastik kanser olmak üzere 4 gruba ayrılır.</p>
<p>TİROİD KANSERİ TİPLERİ</p>
<p>Papiller kanser:<br />
Genellikle iyi seyreden bir kanserdir. Bütün tiroid kanserlerinin %80&#8242;ine yakını papiller kanserdir. Belirti vermeyebilir ve uzun yıllar tiroid bezinde kalabilir. Hastanın bu durumda hiçbir şikayeti olmayabilir. Her yaşta görülebilir ve gençlerde daha iyi seyreder. En sık 40&#8242;lı yaşlarda ortaya çıkar. Vücudun başka organlarına yayılabilir. Bu durumda hastalığın seyri daha kötüdür.</p>
<p>Folliküler kanser:<br />
Papiller kanserden sonra en sık görülen tiroid kanseridir. Fakat görülme sıklığı papillere göre oldukça azdır. Bu kanser de yayılabilir. Sıklıkla tiroid bezinin zarına ve damara yayılır. Eğer zara yayılma gösteriyorsa seyri damara yayılana göre daha iyidir. Bu kanser tipi en sık akciğer ve kemiğe yayılır. Ayrıca komşu yapılara, örneğin nefes borusuna yayılma ihtimali vardır. En sık 50 yaşından sonra ortaya çıkar. Folliküler kanser, daha hızlı seyreder, tekrar etme ihtimali fazladır.</p>
<p>Medüller kanser:<br />
Tiroid bezi kalsitonin hormonu salgılar. Bu olayı tiroid bezindeki C hücreleri gerçekleştirir. Bu yüzden bu hormonun salgısı kanser vakalarında artmıştır. Bu kanserde tiroid bezinin çıkarılması gerekir. Eğer lenf bezlerine de yayılım yapmışsa, bu bezler de ameliyatla çıkarılır. Yukarıdaki iki kanserden daha az sıklıkta görülür. Hastaların yaklaşık 1/4&#8242;ünde ailesel geçiş vardır. Yani ailesinde medüller tiroid kanseri olanlarda risk artmıştır.</p>
<p>Anaplastik kanser:<br />
En az görülen tiroid kanseri tipidir. Çok hızlı seyreder. Tiroiddeki kitle hızlı gelişir ve büyür. Solunumu güçleştirdiği durumlarda soluk borusunun çıkarılması gerekebilir. Radyoterapi ve kemoterapi uygulanır.</p>
<p>TİROİD KANSERİNİN NEDENLERİ<br />
Nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Fakat yapılan araştırmalara göre bazı radyoaktif maddelere maruz kalan kişilerde tiroid kanseri görülmüştür. Bu maddelerden en önemlisi uranyumdur. Örneğin Çernobil&#8217;deki nükleer santral kazasıyla beraber bu bölgede yaşayan kişilerde tiroid kanseri görülme sıklığı artmıştır. Bazı tiroid kanserlerinde ise genetik mutasyonların rol oynadığı düşünülmektedir.<br />
Sık karşılaşılan sorulardan birisi tanı sırasında ya da tedavide kullanılan bazı radyoaktif maddelerin kansere neden olup olmadığıdır. Bu amaçla kullanılan maddelerin miktarları oldukça azdır. Vücuttan atılma süreleri ise çok daha kısadır. Bu yüzden kansere neden olmazlar.</p>
<p>TİROİD KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?<br />
Tiroid kanserlerinin birçoğunda hiçbir şikayet olmaz. Hastalık herhangi bir belirti vermez. Bazı vakalarda lenf bezleri büyümüş ya da boyunda kitle meydana gelmiştir. Hastaların az bir kısmında ise boğazda sıkıntı hissi, ağrı, nefes almada güçlük çekme, ses kısılması, yutma güçlüğü olabilir. Fakat dediğimiz gibi bunlar hastaların az bir kısmında görülür. Birçok tiroid kanseri belirti vermez. Hatta tanı anında hastaların bir kısmında başka organlara yayılma saptanır.</p>
<p>TİROİD KANSERİ TANISI NASIL KONUR?<br />
Öncelikle kandaki hormonların miktarını belirlemek için testler yapılır. Hormon değerleri yüksek çıksa da çıkmasa da diğer tetkiklerin yapılması gerekir. Çünkü bazı tiroid kanserlerinde bu değerler yüksek bazılarında ise normaldir.<br />
Yapılan ultrasonografi ile tiroiddeki kitle görülür. Fakat bu kitlenin kanser olup olmadığı anlaşılamaz. Tanıyı kesin koymak için biyopsi almak gerekir. Ayrıca tiroid kanseri tanısında en önemli tetkiklerden birisi olan sintigrafi uygulanır. Kitle ya da nodülün görüntüsü hakkında bilgi verir. Bunun dışında ince iğne aspirasyon biyopsisi dediğimiz yöntem uygulanır. Tiroidde görülen bütün kitlelere bu yöntem uygulanır. Oldukça değerlidir. Bir hasta için en az 5 kere uygulanması tanının doğruluğu açısından önemlidir.<br />
Kanserin tipinin kötü olması, tümörün yayılım göstermesi, çapının büyük olması (&gt;1cm), tedavinin geç başlaması hastalığın seyrinin kötü olmasına yol açar. Tümör tek bir odak halinde ise, yayılmamışsa, çapı küçükse hastalığın seyri daha iyidir.</p>
<p>TİROİD KANSERİ TEDAVİSİ<br />
Ameliyat: Bütün tiroid kanserlerinde, tiroid bezi ameliyatla çıkarılır. Ameliyat sırasında hızlı mikroskobik inceleme yapılır. Trioid bezinin tamamı çıkarılır ve etrafındaki lenf bezleri de alınır. Tiroid bezinin tamamının çıkarılması, ameliyat sonrası uygulanan tedavinin etkili olması için şarttır. Yoksa, uygulanacak <strong>tedavi</strong> bir işe yaramaz.<br />
Ameliyattan sonra papiller ve folliküler kanseri olan hastalar, zırhlı hastane odalarında yüksek dozda radyokaktif iyoda maruz bırakılır. Böylece vücudun başka yerlerinde kalmış olan kanser hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir. Bu radyokatif iyotun dozu, kanserin yayılma derecesine göre değişir. Bazı vakalarda bu yöntemin tekrarlanması gerekebilir. Bununiçin 6 aylık bir sürenin geçmesi beklenir.<br />
Medüller kanserde de ameliyat yapılıp, tiroid bezi ve lenf bezleri çıkarıldıktan 2-3 ay sonra kalsitonin miktarı ölçülür. Bu sürede ölçülen kalsitonin miktarı 10 pg/ml&#8217;den az ise <strong>tedavi</strong> başarılıdır ve tümör yok edilmiş demektir. Yine bu kanser tipinde de radyoaktif iyot tedavisi uygulanır. Anaplastik kanserde ise önce cerrahi ve radyoterapi, daha sonra kemoterapi uygulanır.<br />
Tedaviden sonra hastalara tiroksin hormonu verilir. Çünkü TSH düzeyi düşürülmelidir. Yüksek TSH kanserin tekrarlamasına neden olur.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/tiroid-kanseri.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/tiroid-kanseri.html">Tiroid Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/tiroid-kanseri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/kolon-kanseri-4.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/kolon-kanseri-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 20:04:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14856</guid>
		<description><![CDATA[KOLON KANSERİ Kolon diye adlandırdığımız kalın bağırsak, yaklaşık 2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin ince bağırsaktan sonra gelen kısmıdır. Özellikle batılı ülkelerde sık karşılaşılan kolon kanseri oldukça büyük bir öneme sahiptir. Toplumda görülme sıklığı 10000 de 5 dolayındadır. Erkekte ve kadında eşit oranda görülen kolon kanseri bütün kanserler içinde görülme sıklığı bakımından 3. sırada yer alır. [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/kolon-kanseri-4.html">Kolon Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KOLON <strong>KANSER</strong>İ<br />
Kolon diye adlandırdığımız kalın bağırsak, yaklaşık 2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin ince bağırsaktan sonra gelen kısmıdır. Özellikle batılı ülkelerde sık karşılaşılan kolon kanseri oldukça büyük bir öneme sahiptir. Toplumda görülme sıklığı 10000 de 5 dolayındadır. Erkekte ve kadında eşit oranda görülen kolon kanseri bütün kanserler içinde görülme sıklığı bakımından 3. sırada yer alır.</p>
<p>NEDENLERİ<br />
Kolon kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemektedir fakat oluşumunda etkili olan bazı çevresel ve genetik nedenler vardır. Kalıtsal etkenler bu konuda büyük öneme sahiptir. Ailesinde kolon kanseri olan kişilerde kansere yakalanma ihtimali normalden daha yüksektir. Ayrıca daha önceden meme ve yumurtalık kanserini geçirmiş kişilerde ve ailelerinde kolon kanseri sıklığı daha fazladır. Gardner Sendromu ve Ailesel Polipozis hastalığı kalıtsal hastalıklardır ve sıklıkla kolon kanserine neden olmaktadır. Bunların dışında ülseratif kolit ve crohn hastalığı da kolon kanseri ihtimalini arttırır.<br />
Beslenme, kolon kanserinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle Batı tipi diyet <strong>kanser</strong> ihtimalini arttırır. Kolon kanserinin oluşmasında hayvansal yağların tüketiminin etkili olduğu araştırmalar sonucu saptanmıştır.<br />
Ayrıca bazı kimyasal maddeler <strong>kanser</strong> nedenleri arasındadır. Sanayi işçilerinde, bazı fabrikalarda çalışanlarda kolon kanseri görülmesi kimyasal maddelerin etkisini ortaya koymaktadır.</p>
<p>BELİRTİLERİ<br />
Kolon kanserinin başlangıç evresinde karında dolgunluk hissi, hafif ağrı, iştah kaybı, kilo kaybı, çabuk yorulma ve ishal ortaya çıkar. Ayrıca kabızlık olabilir. Kullanılan ilaçlara rağmen kabızlık devam edebilir. Bu evrede barsak henüz daralmamıştır ve belirtiler bağırsak kanseri tanısı koymak için yeterli değildir. Fakat hastada bu tip şikayetlerin olması hastanın mutlaka incelenmesini gerektirir. Görüntüleme yöntemleri kalın bağırsaktaki herhangi bir anormalliği ortaya koyar. Böylece herhangi bir hastalık varsa erken tanı konmuş olur ve hastaların geleceği açısından çok önemlidir.<br />
Başlangıç evresinde tespit edilmeyen kolon kanseri –ki sıklıkla ülkemizde bu evrede doktora başvurulmadığından saptanamaz- ilerler ve kalın barsak daralmaya başlar. Daralma ortaya çıkarsa bağırsaktan dışkı geçişi zorlaşır. Bağırsaktaki maddeler burada birikmeye başlar ve atılamaz. Barsak kokuşması ortaya çıkar. Barsak içeriği, bağırsağın kasılma sonucu ilerlemek ister fakat <strong>kanser</strong> kitlesi yüzünden bu işlem çok zordur. Bu yüzden hastada önce kabızlık daha sonra ağrı atakları başlar.<br />
Kolon kanseri <strong>tedavi</strong> edilmez ve daha da ilerlerse belirtiler ağırlaşır. Yorgunluk, kilo ve iştah kaybı belirginleşir. Hasta hiçbir şey yemek istemez. Kansızlık ortaya çıkar ve hastanın rengi atar. Bağırsak tamamen kapanır. Birkaç gün bu şekilde sürer. Daha sonra <strong>kanser</strong> kitlesi biraz delinir ve bağırsak içeriği atılabilir. Fakat bu olay her zaman böyle sürmez. Bir-iki defadan sonra bağırsak hiç açılmamak üzere kapanır. Hastanın durumu oldukça ağırlaşır. Kana zehirli maddelerin geçişi başlar. Bu dönemde başvuran hastaların karınları açılır ve tümörün ameliyatla alınıp alınamayacağı kararlaştırılır. Sıklıkla bu evrede tümörün çıkarılması çok zordur.</p>
<p>TANISI<br />
Hastalığın tanısı günümüzde oldukça kolaydır. Kolonoskopi ile hastanın bütün kalın barsağı görüntülenir. Bu sırada, polip varsa alınır ve incelenir. Risk altındaki kişiler ve polip alınan kişiler kolonoskopi ile takip edilir. Doktorun gerekli gördüğü sıklıkta bu işlem tekrarlanır.<br />
Diğer bir yöntem video görüntüleme ile yapılan sigmoidoskopidir. Kolonun alt bölgesinin incelenmesinde kullanılır. Ayrıca gaitada gizli kan araştırılır. Yani dışkıda kan arama yöntemi ile dışkıda saptanması zor olan az miktardaki kanamalar saptanır. Bunların dışında gerekirse bağırsaktan parça alınır ve incelenir.</p>
<p>TEDAVİSİ<br />
Kolon kanserinin tedavisi cerrahidir. Tümörlü olan kısım cerrahi yöntemlerle çıkarılır. Daha sonra bağırsağın çıkarılan yerinin alt ve üst tarafı birbirine bağlanır. Eğer kanser anüse yakın bir yere yerleşmişse bu bölgenin kısa olması ameliyatın şeklini değiştirir. Bu ameliyatta anüs tümüyle çıkarılır ve kolon, karın duvarına bağlanır.<br />
Işın tedavisi kolon kanserinde kullanılmaz. Fakat kemoterapi (ilaç tedavisi) hastalara ameliyattan sonra uygulanabilir.</p>
<p>KOLON KANSERİNDEN KORUNMA<br />
Fazla lifli gıdalarla beslenme kolon kanserine karşı koruyucudur. Yapılan deneylerle bu durum ispatlanmıştır. İnsanlarda bol miktarda lifli besinlerin tercih edilmesi kolon kanseri görülme sıklığını azaltmaktadır. Çünkü bu maddeler, kanserojen maddelerin yoğunluğunu azaltmaktadır.<br />
Yağlı besinlerle kolon kanseri arasında doğrudan ilişki vardır. Yağ oranı az besinlerin tüketilmesi gerekir. Kırmızı et ve yağlı besinler kolon kanseri ihtimalini arttırmaktadır. Bu nedenle bu besinlerin az miktarlarda tüketilmesinde fayda vardır.<br />
Kolon kanserinden korunmanın bir diğer yolu ise düzenli kontroller yaptırmaktır. Yapılan muayene ve kolon görüntüleme yöntemleri hastalığı önlemek veya erken tanı koymak için gereklidir. Özellikle ailesinde kolon kanseri olanların ve risk altındaki kişilerin yaptırması gerekir.<br />
Bunların dışında egzersiz yapmak, yeşil çay tüketmek bağırsak düzenini sağladığından dolayı koruyucudur. Yeşil çayda bulunan bir maddenin kanser gelişimini önlemede etkili olduğu belirtilmektedir.</p>
<div class="betterrelated"><p><strong>İlginizi Çekebilcek Diğer <strong>Tedavi</strong> Konuları</strong></p>
<ol><li> <a href="http://www.tedavinet.com/ailesinde-kolon-kanseri-olanlar-dikkat.html" title="Permanent link to Ailesinde Kolon Kanseri Olanlar Dikkat">Ailesinde Kolon Kanseri Olanlar Dikkat</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/kanser-tedavisi-bitkisel-tedavi.html" title="Permanent link to Kanser Tedavisi Bitkisel Tedavi">Kanser Tedavisi Bitkisel <strong>Tedavi</strong></a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/barsak-hastaliklari.html" title="Permanent link to Barsak hastalıkları">Barsak hastalıkları</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/kolorektal-kanseri.html" title="Permanent link to Kolorektal Kanseri">Kolorektal Kanseri</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/kanser-cesitleri-kanser-tedavisi-akciger-kanseri-mesane-kanseri.html" title="Permanent link to Kanser çeşitleri kanser tedavisi akciğer kanseri mesane kanseri">Kanser çeşitleri kanser tedavisi akciğer kanseri mesane kanseri</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/sik-goruldugu-yerler.html" title="Permanent link to Sık Görüldüğü Yerler">Sık Görüldüğü Yerler</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/besinlerin-yararlari.html" title="Permanent link to Besinlerin Yararları">Besinlerin Yararları</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/lifli-gidalari-cok-fazla-yemenin-bagirsak-kanseri-riskini-azaltmadigi-belirtildi.html" title="Permanent link to Lifli Gıdaları Çok Fazla Yemenin Bağırsak Kanseri Riskini Azaltmadığı Belirtildi">Lifli Gıdaları Çok Fazla Yemenin Bağırsak Kanseri Riskini Azaltmadığı Belirtildi</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/bagirsak-kanserinde-en-etkili-yontem-sigmoidoskopi.html" title="Permanent link to Bağırsak Kanserinde En Etkili Yöntem Sigmoidoskopi">Bağırsak Kanserinde En Etkili Yöntem Sigmoidoskopi</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/alman-papatyasi-matricaria-recutita.html" title="Permanent link to Alman Papatyası (Matricaria recutita)">Alman Papatyası (Matricaria recutita)</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/kanserden-korunmak-icin-kilo-verin.html" title="Permanent link to Kanserden korunmak için kilo verin">Kanserden korunmak için kilo verin</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/hangi-kansere-hangi-bitki.html" title="Permanent link to Hangi Kansere Hangi Bitki">Hangi Kansere Hangi Bitki</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/rahim-agzi-kanseri.html" title="Permanent link to RAHİM AĞZI KANSERİ">RAHİM AĞZI KANSERİ</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/bagirsak-kanserinde-yeni-umut.html" title="Permanent link to Bağırsak Kanserinde Yeni Umut">Bağırsak Kanserinde Yeni Umut</a>  </li>
<li> <a href="http://www.tedavinet.com/bu-kanser-turlerine-dikkat.html" title="Permanent link to Bu Kanser Türlerine Dikkat">Bu Kanser Türlerine Dikkat</a>  </li>
</ol></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/kolon-kanseri-4.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/kolon-kanseri-4.html">Kolon Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/kolon-kanseri-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinsi Hastalık Yumurtalık Kanseri</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/sinsi-hastalik-yumurtalik-kanseri.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/sinsi-hastalik-yumurtalik-kanseri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:04:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Yumurtalık Kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14858</guid>
		<description><![CDATA[Sinsi hastalık yumurtalık kanseri Kadın kanserlerinin yüzde 4&#8242;ünü oluşturan yumurtalık kanserine her yaşta rastlanmakla birlikte 50-60 yaşları arasında daha sık görülüyor. Ancak Ne yazık ki başvurduğunda çoğu zaman hastalık ilerlemiş ve aaaastaz (yayılma) yapmış oluyor. Hasta, karın ağrısı ve şişkinlik şikayeti ile doktora gelir. Bu aşamada genellikle tümör 12-15 cm çapına ulaşmıştır ya da karın [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/sinsi-hastalik-yumurtalik-kanseri.html">Sinsi Hastalık Yumurtalık Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinsi hastalık yumurtalık kanseri</p>
<p>Kadın kanserlerinin yüzde 4&#8242;ünü oluşturan yumurtalık kanserine her yaşta rastlanmakla birlikte 50-60 yaşları arasında daha sık görülüyor.</p>
<p>Ancak Ne yazık ki başvurduğunda çoğu zaman hastalık ilerlemiş ve aaaastaz (yayılma) yapmış oluyor. Hasta, karın ağrısı ve şişkinlik şikayeti ile doktora gelir. Bu aşamada genellikle tümör 12-15 cm çapına ulaşmıştır ya da karın içinde asit denilen sıvı birikmiştir. İdrar zorluğu, sık idrara çıkma, kabızlık ve hazımsızlık görülebilir. Çok az bir hasta grubunda ise adet düzensizliği ya da düzensiz vajinal kanama olabilir. Tanı, muayene, ultrason, MR ve tomografi ile konur. 6 ayda bir jinekolojik muayene, ultrason ve vajinal smear hayat kurtarıcıdır.</p>
<p>BUNLARI BİLİN<br />
Yumurtalık kanseri sanayileşmiş ülkelerde daha sık görülür. Bunun istisnası Japonya&#8217; dır. Bu büyük bir olasılıkla beslenme alışkanlığına bağlıdır. A ve C vitamini ile beta karoten korunmada rol oynayabilir.<br />
Yumurtalık kanserinin genellikle en sık ve başarılı <strong>tedavi</strong> yöntemi cerrahidir. Yani yumurtalıkların alınmasıdır. Genç ve çocuk isteyen hastalarda kısmi cerrahi ve sıkı takip uygulanabilir.<br />
Hormonal aktif yumurtalık tümörlerinde adet düzensizliği belirti olarak ortaya çıkabilir. Yoksa sık rastlanan bir belirti değildir.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/sinsi-hastalik-yumurtalik-kanseri.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/sinsi-hastalik-yumurtalik-kanseri.html">Sinsi Hastalık Yumurtalık Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/sinsi-hastalik-yumurtalik-kanseri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek Borusu Kanseri</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/yemek-borusu-kanseri-2.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/yemek-borusu-kanseri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 03:05:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Borusu Kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14860</guid>
		<description><![CDATA[Kanser yemek borusunda darlık ya:-)par. Bazan aynı darlığı polipler ve asitlerle yanmadan mütevellit nedbeler ve frengi de yapabilir. Bu hallerde lokma bu darlıklarda sıkışır, yemek borusunun adalesi kasılarak lokmayı zorla aşağı iter. Darlık ilerlerse katı lokmalar geçemez olur. Sıvılar bile zor geçer. Bazı asabî ve isterik şahıslarda sebepsiz olarak da bu da:-)ralmalar olabilir. Bu kanser [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/yemek-borusu-kanseri-2.html">Yemek Borusu Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser</strong> yemek borusunda darlık ya:-)par. Bazan aynı darlığı polipler ve asitlerle yanmadan mütevellit nedbeler ve frengi de yapabilir. Bu hallerde lokma bu darlıklarda sıkışır, yemek borusunun adalesi kasılarak lokmayı zorla aşağı iter. Darlık ilerlerse katı lokmalar geçemez olur. Sıvılar bile zor geçer. Bazı asabî ve isterik şahıslarda sebepsiz olarak da bu da:-)ralmalar olabilir. Bu <strong>kanser</strong> en ziyade erkeklerde ve 40 ile 60 yaş:-)ları arasında olur. Daha ziyade borunun orta ve alt kısmında zu:-)hur eder. Biricik tedavisi tabiatiyle ameliyattır. Kanseri ihtiva eden yemek borusu parçası çıkarılır. Yerine barsaktan alınan bir parça konur.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/yemek-borusu-kanseri-2.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/yemek-borusu-kanseri-2.html">Yemek Borusu Kanseri</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/yemek-borusu-kanseri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Kanserleri (Lösemiler)</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/kan-kanserleri-losemiler.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/kan-kanserleri-losemiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 14:06:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Kanserleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14864</guid>
		<description><![CDATA[Kan Kanserleri (Lösemiler) &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; TAM OLARAK BİLİNMEYEN BİR NEDENLE AKYUVARLARIN ANİ VE DENETLENEMEZ BİÇİMDE ÜREMESİYLE ORTAYA ÇIKAN BİR GRUP HASTALIK GENEL OLARAK KAN KANSERİ (LÖSEMİ) OLARAK ADLANDIRILIR. Lösemi terimi beyaz kan, yani akyuvarlar açısından zengin kan anlamına gelir. Kanda akyuvar sayısının artmasıyla seyreden lösemiler, kan kanserlerinin yalnızca bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle günümüzde kan dolaşımında [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/kan-kanserleri-losemiler.html">Kan Kanserleri (Lösemiler)</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kan Kanserleri (Lösemiler)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>TAM OLARAK BİLİNMEYEN BİR NEDENLE AKYUVARLARIN ANİ VE DENETLENEMEZ BİÇİMDE ÜREMESİYLE ORTAYA ÇIKAN BİR GRUP HASTALIK GENEL OLARAK KAN <strong>KANSER</strong>İ (LÖSEMİ) OLARAK ADLANDIRILIR.</p>
<p>Lösemi terimi beyaz kan, yani akyuvarlar açısından zengin kan anlamına gelir. Kanda akyuvar sayısının artmasıyla seyreden lösemiler, kan kanserlerinin yalnızca bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle günümüzde kan dolaşımında olgunlaşmamış ve tipik olmayan akyuvarların sayıca çok ya da az olmasına göre “lösemik kan kanseri” ve “alösemik kan kanseri” ayırımı yapılmaktadır.</p>
<p>Kan kanserleri çeşitli akyuvar hücrelerinin üretildiği dokuları etkileyen bir tümör hastalığıdır. Dolaşımdaki kanı etkilediği gibi, sonuçları çevre kanında belirgin biçimde görülmeyebilir. Hastalıktan etkilenen hücreler (granülositler, lenfositler, retikülohistiyositler ve plazma hücreleri) denetimden çıkarak bağımsız hareket etmeye başlar ve kan hücrelerinin üretildiği organlara, ayrıca başka organ ve dokulara yerleşip yapısal yıkıma neden olurlar.</p>
<p>NEDENLERİ<br />
Bütün tümörler gibi kan kanserlerinin de nedenleri açıklığa kavuşmamıştır. Ama araştırmalar, kan kanserine neden olan ya da hazırlayan etkenler hakkında önemli veriler sağlamıştır. Bunlara “lökomojen faktörler”, yani kan kanserini hazırlayıcı etkenler adı verilir. Bazı etkenlerin (örneğin iyonlaştırıcı ışının [radyasyon]) hastalığa neden olduğu kesinlikle bilinmekle birlikte, bazıları henüz kanıtlanmamıştır.</p>
<p>- IRK, YAŞ VE CİNSİYETE BAĞLI ETKENLER<br />
Yirmi dört ülkede yapılan bir araştırmaya göre kan kanserinden ölüm oranı 100.000 de 6 dır. Ama hastalığın görülme sıklığı toplumlara göre değişir; beyazlarda, Afrika ve Uzakdoğu kökenlilere göre iki kat daha sık rastlanır. Kronik lenfositer lösemi Japonlar’da ve Çinlilerde hiç görülmezken, Yahudiler’de son derece yaygındır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte ırk, kalıtım ve çevre etkenlerininrolü tartışılmaktadır.</p>
<p>Hastalığın görülme sıklığı ile yaş arasındaki bağıntı çok değişkendir; Yaşamın ilk on yılında artan görülme sıklığı, 3-5 yaşlarında en yüksek orandadır. Hastalık 50 yaş sonrası yeniden sıklaşır ve 70-75 yaşlarında sıklığı ikinci kez doruğa ulaşır.</p>
<p>Yaş ile hastalığın değişik tipleri arasında da bir bağıntı vardır. Çocuklarda akkut lenfositer lösemiye sık rastlanırken, akut miyeloit tip ender görülür. Çocukluk döneminde hastalığın kronik biçimleri hemen hemen hiç görülmez. Orta yaşlarda akut ve kronik tipler yaklaşık olarak eşit orandadır, yaşlılarda ise kronik lenfositer lösemi ve akut miyeloit lösemi oranı belirgin biçimde artar. Ama bütün lösemi türleri içinde, kötü gidişli akut tipler, ötekilerden daha sık görülmektedir.</p>
<p>Ayrıca hastalık, kadınlara göre erkeklerde daha yaygındır.<br />
Kan kanserinde kalıtsal etkenlerin önemi konusunda tartışmalı görüşler vardır.</p>
<p>- İYONLAŞTIRICI IŞINIM<br />
İyonlaştırıcı ışınımın hazırlayıcı etkisi, insan ve hayvanlar üzerinde deneylerle kanıtlanmıştır. İnsanlarda ışınıma bağlı olarak gelişen kan kanseri olguları uzun süreden beri bilinir. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra sağ kalan insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, ışınımın kan kanseri sıklığını önemli ölçüde artırdığı, ayrıca ışınım miktarı ile kan kanseri arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu açıkça kanıtlanmıştır. Kan kanserinin radyoloji uzmanı hekimlerde başka insanlara oranladaha sık görüldüğü de bilinen bir gerçektir.</p>
<p>- KAN <strong>KANSER</strong>İNİ HAZIRLAYAN BAŞKA DIŞ ETKENLER<br />
Uzun süre benzol etkisinde çalışan kişilerdeki akut miyeloit lösemi sıklığı, benzolün hastalık nedeni olduğu yolunda en küçük bir kuşku bırakmamaktadır. Başka maddelerle ilaçların böyle bir rol oynayıp oynamadığı konusunda ise kesin bir bilgi yoktur.</p>
<p>Akut ve kronik olmak üzere iki tip kan kanseri vardır. Bu biçimlerde etkilenen hücrenin tipine göre miyeloit ve lenfositer olarak kendi içinde ikiye ayrılır. Hücre tipine göre yapılan bu sınıflandırmada, özellikle hastalığın akut biçimlerinde daha ender olarak öteki hücre tipleri de etkilenebilir. Böylece akut eozinofiler kan kanseri, bazofiler kan kanseri ve kloroma tabloları ortaya çıkar. Burada akut ve kronik terimlerinin hastalığın klinik tablosu ile değil, kan özellikleri ile ilgili olduğunu vurgulamak gerekir.</p>
<p>AKUT KAN KANSERLERİ<br />
Akut kan kanserlerinde başlangıç belirtileri çok çeşitli olduğundan, hastalık tablosunu tanımlamak oldukça güçtür. Yine de hastalığın bulgu ve belirtilerinin çoğu, kandaki değişikliklerden ve akut kan kanserinin yayılıcı özelliğinden kaynaklanır.<br />
Olguların yarısından çoğunda ilk belirti kanama eğilimindeki artıştır. Sık görülem ilk belirtiler arasında deri ve mukozalardaki purpuralar (morumsu kırmızı küçük kanama odakları) ile dişeti ve burun kanamaları sayılabilir. Kanama herhangi bir organda da görülebilir. Örneğin gözün ağ tabakası, dişler, beyin, beyin-omurilik zarı (meninks), böbrek ve idrar kesesi, sindirim organları ve akciğer zarında da kanamalara rastlanabilir.<br />
Ağır bir seyir izleyen ateş, başlangıçta olguların üçte birinde görülürken, akut kan kanserlerinde her olguda gözlenir.<br />
Tipik bir belirti de ağız ve yutakta kanamalı ve doku ölümüne bağlı (nekrotik) değişimlerdir. Dil ve dudaklar kuruyup çatlar; dişetlerinde şişme, kanama ve yer yer doku ölümü (nekroz) görülür, iç yanak mukozası ve damakta topluiğne başı büyüklüğünde kanama odakları ile içi kan dolu keseciklere rastlanır, büyüyen bademcikler kanamalı, morumsu, gri beyaz bir zarla kaplıdır. Hastalığın ileri evrelerinde her olguda görülen kansızlık, başlangıçta belli olmayabilir, ama ilerleyici niteliği ile zamanla halsizlik, baş dönmesi, kalp atışlarında hızlanma ve yorgunlukla gelen nefes darlığı yaratır.</p>
<p>Hastalığın başlangıcında ya da daha çok gidişi sırasında kanserli hücreler tüm dokulara yayılarak değişik ölçülerde yıkıma yol açabilirler. En çok şu sonuçlar görülür: Özellikle çocuklarda yer yer östeoliz (bölgesel kemik erimesi), osteoporoz (kemik dokusunun yoğunluğunun azalması) ya da iskelet sisteminde periost (kemik dış zarı) tepkimesi, etkilenen bölgeye göre değişik yerel felçlerle ortaya çıkan sinir sistemi belirtileri, akut ya da daha çok belirtisiz başlayan beyin-omurilik zarı tahrişine bağlı lösemi menenjiti. Akut kan kanserinin klinik belirtileri arasında son olarak dalak, lenf düğümü ve karaciğer büyümesi dikkati çeker. Dalak büyümesi genellikle ön planda değildir. Hatta olguların %40 ında hiç görülmez. Aynı biçimde karaciğer büyümesi de belirgin değildir ve olguların önemli bir bölümünde görülmeyebilir. Öte yandan lenf düğümü büyümesi çocukluk çağı akut lenfositer lösemilerinde baş, boyun yanları ve göğüs bölgelerinde çok yaygındır.</p>
<p>Bunlardan da anlaşılacağı gibi akut kan kanserlerinin çok çeşitli klinik belirtileri vardır. Bu belirtilerin en azından hastalığın başlangıcında tek tek ya da birkaçının bir arada görülebileceği dikkate alınırsa, akut kan kanserinin kolayca başka hastalıklarla (enfeksiyon, romatizma hastalıkları vs.) karıştırılabileceği ve yanlış tanı koyma olasılığının yüksek olduğu anlaşılır. Akut kan kanserleri çok hafif ve değişken belirtilerle ortaya çıksa da, kan tahlili yapılmasını gerektiren bir ya da daha çok belirti mutlaka bulunur. Böylece tanıya yaklaşılır ya da en azından kan kanseri kuşkusu sağlam bir temel üzerine oturtulur.</p>
<p>İNCELEMELER<br />
KAN VE KEMİK İLİĞİ İNCELEMESİ<br />
Kan kanseri tanısı ve hücre tipini belirlemek açısından kaçınılmaz olarak en önemli inceleme kan ve kemik iliği incelemesidir. Günümüzde kan kanseri sınıflandırmasında çevre kanın incelenmesi yeterli görülmemektedir. Çevre kanı normale yakın olabilir ya da belirsiz değişiklikler gösterebilir. O yüzden kemik iliği ve lenf düğümü incelemeleri de gerektirebilir. Böylece kan kanserinin hücre tipi ve hücrelerin olgunluk dereceleri belirlenebilir.<br />
Hücre biçimine göre çeşitli akut kan kanseri tipleri ayırt edilebilir. Bu sınıflandırma klinik açıdan olanaksız görünürse de, çeşitli tiplerin hücre biçimine göre aynı tedaviye farklı yanıtlar vermesiyle doğrulanmaktadır.</p>
<p>Akut kan kanserlerinde en önemli bulgu kan ve kemik iliğindeki olağandışı hücrelerdir. Buna karşın akyuvarlar ya da kemik iliği hücrelerinde her zaman sayısal değişiklik görülmeyebilir.<br />
Kanserli hücrelerde çoğunlukla auer cisimcikleri denen oluşumlar bulunur. Bu cisimciklerin görülmesi akut kan kanseri tanısını kesinleştirdiği gibi, kanserin miyeloit tipte olduğunu da belirtir.</p>
<p>GİDİŞİ<br />
Kan kanserlerinde hastalığın gidişi ve sonlanması akut ve kronik biçimleri ile miyeloit ve lenfositer tipler arasında büyük değişiklik gösterir. Ama kan bulguları hastanın yaşı, hastalığın evresi ve uygulanan tedavigibi çeşitli etkenlere göre, aynı hücre tipindeki kan kanserlerinde de gidiş ve buna bağlı olarak sonlanma çeşitlilik gösterebilir. Kana ilişkin ve kan dışı etkenlerin iyi bilinmesinin yanında dikkatli bir değerlendirme, oldukça sık yapılan iki hatayı önleyebilir.</p>
<p>Bunlardan ilki ve belki da en sık görüleni hastalığın kan kanseri olması nedeni ile daha başından sonucun kötü olacağını kabul etmek, ikincisi ise tam tersine hiçbir iyileşme şansı bulunmayan olgularda aşırı beklentilerle hastaları ileri uzmanlık merkezlerinde uzun ve bıktırıcı araştırmalarla oyalamaktır. Ağır gidişli ve kötü sonlanan akut kan kanserlerinde, hastalığın gelişiminin önceden belirlenmesine ve gerçekçi bir değerlendirmeye yardımcı olacak bazı temel verileri incelemek gerekir.<br />
Herşeyden önce akut lenfositer lösemi ve akut miyeloit lösemi arasında hastalığın gidişi açısından temelde büyük bir fark olduğu bilinmelidir. Akut lenfositer lösemilerde tam iyileşme yüzdesi, miyeloit lösemilere göre belirgin ölçüde yüksektir. Aynı biçimde iyileşme dönemi ve beklenen yaşam süresi de akut lenfositer lösemilerde daha uzundur.</p>
<p>Özellikle çocuklardaki ALL de ilaç tedavisi neredeyse %100 tam iyileşme sağlamaktadır. Geniş çaplı bir araştırmada tanıdan 5 yıl sonra bile yaşayan hastalar bildirilmiştir. Bunların % 60 ında hiçbir hastalık belirtisi görülmemiştir.</p>
<p>TEDAVİ<br />
Duyarlı ve güç bir konu olan kan kanseri tedavisi, kullanıma sunulan ilaçların çoğalması ve uygulama alanındaki çeşitlilik nedeni ile daha da karmaşıklaşmıştır. Ama kronik biçimler dışında kaderci bir tutumla hastalığın kabullenildiği geçmiş dönemlere göre durum çok farklıdır. Hastalığın ilerleyişi uzun süre denetim altında tutulabilmekte ve büyük bir oranda kesin olarak yenilebilmektedir.</p>
<p>- FİZİKSEL TEDAVİ<br />
1903 den beri uygulanan ve uzun süre tek <strong>tedavi</strong> yöntemi olan iyonlaştırıcı ışınım değişik biçimleri ile kan kanseri tedavisindeki en önemli fiziksel yöntemdir.</p>
<p>- İLAÇ TEDAVİSİ (KEMOTERAPİ)<br />
İlaç tedavisi günümüzde kan kanseri tedavilerinin temelini oluşturur. Değişik biçimlerde etki gösteren bir çok ilaç birlikte kullanılmaktadır. Birden çok ilacın birarada kullanılması ile daha çok sayıda kanserli hücreyi yok etme eğilimi, günümüzde en yaygın <strong>tedavi</strong> anlayışıdır.</p>
<p>- HORMON TEDAVİSİ<br />
Kortikosteroid grubu ilaçların kan kanseri tedavisinde önemli bir yeri vardır. Hormon kökenli bu ilaçların olumlu etkileri iki biçimde görülür. Kan kanseri hücrelerine özel biçimde etki ederek kan yapımını uyarıcı, kılcal damarlar düzeyinde de kanamayı ve zehirlenmeyi önleyici etki gösterirler.</p>
<p>KRONİK KAN KANSERLERİ<br />
Değişik hücre tipli akut kan kanserlerinin tersine kronik kan kanserinde lenfositer ve miyeloid biçimler çok değişik klinik belirtilere yol açar. Miyeloid biçimde aşırı dalak büyümesi belirgindir. Lenfositer biçimde ise bütün vücuttaki derin ve yüzeysel lenf düğümlerinde aynı anda belirgin bir şişme gözlenir.</p>
<p>KRONİK MİYELOİD LÖSEMİ (KML)<br />
Kronik miyeloid lösemi bir erişkin hastalığıdır en çok 30-60 yaş arasında görülür. 25 yaş altında çok enderdir ve çocuklarda kesinlikle ayrıksı bir durumdur. Ayrıca kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanan tek kan kanseri biçimidir.<br />
Bütün kan kanserleri arasında en belirtisiz başlayan türdür. Sıradan kan tahlili ya da chek-up sırasında rastlantıyla saptanan olgularda hastalığın klinik belirtilerinin, kan tablosu değişikliklerinden 2-3 yıl sonra ortaya çıktığı belirlenmiştir.<br />
Hastalığın en temel bulgusu belirgin ve kimi zaman aşırı boyutlara ulaşabilen dalak büyümesidir. Dalak büyümesi görülmeyen olgularda KML tanısı çok kuşkuludur.<br />
En erken ve sık ortaya çıkan belirtiler, karın ve sindirim sistemiyle ilgili olarak dalak büyümesinin yol açtığı yakınmalardır. (sindirim güçlüğü, karında gerginlik ve dolgunluk duygusu, kimi zaman karnın sol yanında ağırlık duygusu ve ağrı). Sistemik (genel) ya da karın ve sindirim sistemine ilişkin belirtiler daha geç ortaya çıkar. Bunlarla birlikte görülen öteki belirtiler kansızlıktan kaynaklanan yakınmalar (halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi vb). Ya da <img src='http://www.tedavinet.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> :-):-):-)bolizmanın hızlanmasına bağlı bulgulardır. (Örneğin kilo yitimiyle birlikte genel durumun bozulması). KML de kanda üre artışı da sık görülür. Bunun sonucunda böbreklerde oluşan ürik asit taşları, ağrı nöbetlerine yol açar.</p>
<p>Kan tablosu<br />
KML de kan ve kemik iliğindeki en belirgin özellik genel dolaşımda granülosit dizisinden olgunlaşmamış hücrelerin görülmesidir. Bu hücrelerde belirgin biçimde olağandışılık bulunur. Kemik iliğinde ise ilik hücreleri belirgin ölçüde artmıştır. Akyuvar sayısında da önemli bir artış vardır. Ama bu çeşitli olgularda hatta aynı olguda büyük farklılık (15.000-500.000 mm3 arasında) gösterir. Akyuvar sayısının normal ya da normalin altında olmasıoldukça enderdir; akyuvar sayısındaki artış hastalığın neredeyse değişmez bir bulgusudur. Sayıları mutlak olarak artan akyuvarlar, miyelosit ve <img src='http://www.tedavinet.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> :-):-):-)miyelositlerin çoğunlukta olduğu nötrofil granüloblastlar ve granülositlerden oluşur. KML de görülen bu akyuvarlar normal biçimlerini bir ölçüde yitirmiş, anormal yapıda hücrelerdir. Kemik iliğinde biçimsel anormallik gösteren granüloblastlar arasında genellikle miyelositler ağırlıktadır. Ama genel dolaşım kanın olduğu gibi kemik iliğinde de bu hücrelerin bütün oluşum evrelerinin görülmesi nedeni ile, akut kan kanserlerinin önemli bir özelliği olan “lösemihiatusu”na rastlanmaz. Granüloblast artışı bütün hastalık dönemi boyunca değişmeyen bir bulgudur. Öte yandan hastalığın başlangıcına ait tipik bir bulgu olan megakaryosit artışı, hastalık boyunca azalma göstererek ileri evrelerde normalin altına iner. Eritroblast serisindeki bozukluk ise hastalığın başlangıcında görülmeyip, ileri evrelerde ciddi boyutlara varır.<br />
Kemik iliğindeki bu değişikliklerle birlikte dolaşım kanında da trombosit sayısında giderek azalma ve ağır kansızlık gelişir.<br />
Hastalık <strong>tedavi</strong> edilmediğinde kronik bir gidiş gösterir: Tüm gelişim evrelerinde akyuvar sayısında artış ile ortaya çıkan alevlenme dönemlerini, kendiliğinden iyileşme dönemleri izler. Ortalama yaşam süresi üç yıldır. Ama %25 oranında 5-10 yıl yaşayan olgular da bildirilmiştir. Dalakta ilerleyici bir büyüme vardır. Kansızlık giderek ağırlaşı ve genel durum zafiyete varacak ölçüde bozulur. İleri aşamalarda kanama ve enfeksiyonlar da gelişebilir.<br />
Olguların çoğunda son evrede “akut blastik kriz” adı verilen tablo gelişir. Çoğunlukla ani biçimde, bazen de yavaş yavaş ortaya çıkan ve önlenemeyen bu durum, akut kan kanserlerinin klinik ve kan belirtilerini andırır.</p>
<p>Günümüzde <strong>tedavi</strong> yöntemleri ile hastaların çoğunda normal yaşam koşulları, çalışma etkinliği ve klinik kan tablosunda iyileşme sağlanabilmektedir.<br />
Akut kan kanserlerinde olduğu gibi KML de de gidişin önceden kestirilebilmesi için bazı özelliklerin bilinmesi gerekir. Tanı aşamasında alyuvar sayısında normal ya da en azından 3.000.000 mm3 ten yüksek, trombosit sayısı normal ve akyuvar sayısı belirgin ölçüde artmış (50.000/mm3’ten yüksek) hastalar genellikle daha uzun yaşar. Buna karşın kansızlığın hızlı gelişmesi, olgunlaşmamış hücre ve bazofil sayısının artması, dalak büyümesinin giderek ilerlemesi, lenf düğülerinin büyüyüp yüzeysel lenf bezlerinin şişmesi, ışın ve ilaç tedavisine direnç gelişmesi, kötü gidişe işaret eden bulgulardır.<br />
KML tedavisi dalağın ışınlanması ve/ya da ilaç tedavisinden oluşur. Ayakta uygulanabilmesi ve daha ekonomik olması nedeni ile ilaç tedavisi günümüzde daha yaygındır. Kan kanserinin yarattığı sorunlardan biri de masrafların yüksekliğidir.</p>
<p>KRONİK LENFOSİTER LÖSEMİ (KLL)<br />
Kronik lenfositer lösemi, öteki bütün kan kanseri tiplerinden çok farklı klinik belirtiler gösterir. Hastalık çok yavaş gidişlidir ve uzun süre hiçbir belirtisi görülmez. Hastalar genellikle başka nedenlerle yitirilir. Bu hastalığı öteki kan kanserlerinden ayıran özellik, kanserli lenfositlerin normal lenfositlerden ayırt edilememesidir. Görülme sıklığı yaşla birlikte artan KLL çocuklarda hiç görülmez ya da ayrıksı bir durumdur. 40 yaşın altında ise çok enderdir.</p>
<p>Klinik tablo<br />
KLL nin başlıca klinik belirtileri, lenf düğümlerinde büyüme, dalak büyümesi, genel durumun ve kan tablosunun giderek bozulması ve enfeksiyon biçiminde komplikasyonlardır.<br />
Derin ve/ya da yüzeysel lenf düğümleri genellikle iki yanlı olarak ve bir mandalinanın boyutunu aşmayacak ölçüde büyümüştür; hararetli ve ağrısızdır. Fistülleşme göstermez. Dalak büyümesi KML deki kadar belirgin olmasa da hemen hemen her zaman görülür.<br />
Uzun süre iyi olan kan tablosu, hastalığın ileri evrelerinde giderek bozulur. Kanda antikor ve nötrofillerin azalması sonucunda özellikle solunum ve idrar yolları enfeksiyonları gelişir. Sık gelişen bu komplikasyonlar, hastaların ölümüne yol açan başlıca nedenlerdendir</p>
<p>Kan tablosu<br />
KLL de kan ve kemik iliğinin başlıca özellikleri, kanda lenfosit ağırlıklı bir akyuvar artışı ve kemik iliğinde az çok belirgin lenfositler artışıdır.<br />
Genellikle 100.000/mm3 i aşmayan bir akyuvar artışı ön plandadır. Ama akyuvar sayısının normal ya da normalin altında olduğu olgular da bilinmektedir.<br />
Yine de lenfosit sayısının artarak dolaşımdaki akyuvarların %90-99 unu oluşturması tipik bir bulgudur. Bu duruma akyuvar sayısı normal ve sağlıklı görünen kişilerde rastlanması son derece anlamlıdır. Lenfositlerin büyük çoğunluğu olgunlaşmamıştır ve biçim bakımından normal lenfositlerden çok farklı değillerdir.<br />
KLL de lenfositler görünüşte normal biçimde olmalarına karşın, işlevsel açıdan normal lenfositlerden farklıdır.<br />
Kemik iliğinde lenfosit egemenliği belirgin denebilecek ölçüdedir. Hastalık ilerledikçe lenfositler giderek çoğalır ve normal kemik iliği dokusuna tümüyle yerleşerek buradaki sağlam dokunun azalmasına neden olur. Bununla birlikte kansızlık ile genel dolaşımda granülosit ve trombosit azalması görülür.</p>
<p>Alevlenme ve gerileme dönemleri ile kronik bir gidiş gösteren KLL, olguların çoğunda çok yavaş ilerler. Hastalığın tanı öncesinde bazen hiç belirti vermeden uzun zaman varlığını sürdürmesi ve 10-20 ya da 25 yıl yaşayan hastalar bilinmesi, KLL nin sanıldığından daha yavaş geliştiğini düşündürmektedir. Yine de hastalığın çok değişik bir gidiş gösterdiği unutulmamalıdır. Sık rastlanan ve orta şiddette seyreden hastalık biçiminin yanı sıra iyi ve kötü huylu KLL de bilinmektedir.<br />
Genellikle ileri yaşlarda rastlanan iyi huylu KLL, yıllarca belirtisiz seyredebilir; lenf düğümünde hafif büyüme, her zaman gözlenmeyen dalak büyümesi, genel durumun iyiliği ve lenfosit egemenliğinde akyuvar artışı dışında normal görünen kan tablosu, hastalığın iyi huylu biçimine özgü bulgulardır. Kötü huylu biçimlerde ise dalak ve lenf düğümlerinde hızlı büyüme, ilk evreden başlayarak yüksek ateş, genel durumda hızlı bir bozulma, erken dönemde kansızlık ve trombosit sayısında azalma görülür. Ama bu hızlı gelişim kötü huylu hastalığın kendisinden çok, hastalığa geç tanı konmuş olması ile de açıklanabilir<br />
KLL tedavisi de dalağa ışınım verme ve ilaç tedavisinden oluşur. Ayakta uygulanabilen ilaç tedavisine günümüzde daha çok başvurulmaktadır.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/kan-kanserleri-losemiler.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/kan-kanserleri-losemiler.html">Kan Kanserleri (Lösemiler)</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/kan-kanserleri-losemiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karaciğer Kanseri Tedavisinde Termoterapi</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/karaciger-kanseri-tedavisinde-termoterapi.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/karaciger-kanseri-tedavisinde-termoterapi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 14:05:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[KARACİĞER KANSERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14861</guid>
		<description><![CDATA[Karaciğer Kanseri Tedavisinde Termoterapi &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Hazırlayan: Prof. Dr. Rıfat Yalın Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AB Bşk. Primer karaciğer kanseri, tüm dünyada en sık görülen tümörlerden biridir. Değişik tipleri arasında, karaciğer hücrelerinden (hepotositler) gelişen ve &#8220;hepatocellüler carcinoma-HCC&#8221; veya &#8220;hepatoma&#8221; adı verilen kanser, % 80&#8242;ini oluşturur. ABD&#8217;de az görülmesine karşılık Asya ve Afrika&#8217;da çok sık [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/karaciger-kanseri-tedavisinde-termoterapi.html">Karaciğer Kanseri Tedavisinde Termoterapi</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer Kanseri Tedavisinde Termoterapi</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Hazırlayan: Prof. Dr. Rıfat Yalın<br />
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AB Bşk.</p>
<p>Primer karaciğer kanseri, tüm dünyada en sık görülen tümörlerden biridir. Değişik tipleri arasında, karaciğer hücrelerinden (hepotositler) gelişen ve &#8220;hepatocellüler carcinoma-HCC&#8221; veya &#8220;hepatoma&#8221; adı verilen <strong>kanser</strong>, % 80&#8242;ini oluşturur. ABD&#8217;de az görülmesine karşılık Asya ve Afrika&#8217;da çok sık görülür. Oluşumunda siroz (alkol), Hepatit B_ve C enfeksiyonları önemli rol oynar. Herhangi bir nedenle siroz gelişmiş olan hastaların yıllık HCC gelişme riski % 3-5&#8242;dir. Ayrıca küflenmiş gıdalarda (özellikle baklagiller) bulunan Aflotoksin de hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir nedendir.</p>
<p>Tanı konması genellikle güçtür. Karın sağ üst kısmında ağrı, bitkinlik hissi ve kilo kaybı en sık görülen klinik belirtilerdir. 1/3&#8242;ünde sarılık görülür. Karaciğer sirozuna bağlı, karında sıvı toplanması, dalak büyümesi ve sindirim sisteminden kanamalar olabilir.</p>
<p>Karaciğerin Ultrasonografik, Bilgisayarlı tomografi (BT) veya MR incelemeleri ile tanı konulma olasılığı yüksektir. Özellikle portal veya anjiyografik BT ile yapılan incelemeler çok daha yararlı sonuçlar verir. Karaciğer biyopsisi ve % 70 hastada yükselmiş bulunan &#8220;alfa-fetoprotein-AFP&#8221; tanıyı kesinleştirir. AFP tanı için spesifik olmamakla beraber, kronik karaciğerer hastalığı olanlarda bu testin giderek artması HCC&#8217; yi akla getirmelidir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong> seçenekleri<br />
Başlıca <strong>tedavi</strong> seçeneklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:<br />
1. Cerrahi rezeksiyon (lobektomi, sağ veya sol hepatektomi. vb.)<br />
2. Karaciğer nakli (kadavradan veya canlı vericiden )<br />
3. Alkol enjeksiyonu (%95 etanol)<br />
4. Cryotherapi (dondurma),<br />
5. Devaskülarizasyon (Tümörün kanlanmasını ortadan kaldırmak),<br />
6. Kemo-embolizasyon (Onkolojik ilaçlar, tümörü besleyen damarın tıkanması)<br />
7. Kemoterapi (onkolojik ilaçlar)<br />
8. Termoterapi (Radiofrequency ablation-RFA)</p>
<p>Bu yöntemler içinde, lezyonun cerrahi olarak çıkartılması <strong>tedavi</strong> edici tek ve en önemli yöntemdir. Seçilmiş hasta gruplarında, cerrahi olarak lezyonun karaciğerin. bir kısmı veya yarısıyla (sağ veya sol) birlikte çıkartılmasıyla uzun süreli bir yaşam sağlanabilmektedir. Ne yazık ki hepatomaların ancak % 25-30&#8242;u cerrahi <strong>tedavi</strong> için uygundur. Pek çok karaciğer kanseri (çapının büyük olması, önemli damarları tutması, karaciğer dışında yayılım göstermesi, karaciğer içinde çok sayıda olması veya birlikte bulunan sirozun ileri evrelerde olması gibi) tanı konulduğu zaman cerrahi <strong>tedavi</strong> şansını kaybetmiş durumdadır.</p>
<p>Yeni gelişmeler<br />
Son yıllarda karaciğer cerrahisinde çok hızlı ve önemli gelişmeler kaydedildi. Sirozu bulunmayan hastalarda karaciğer rezeksiyonundan ölüm oranı % 5&#8242;in altına indi. Karaciğer cerrahisiyle uğraşan merkezlerde bu oran % 1 ise de, sirozlu hastalarda karaciğer rezeksiyonu sonrası ölüm oranı % 10-20&#8242;dir. 5-yıllık yaşam süresi % 30-60, S-yılda hastalığın nüks oranı % 80 &#8216;dir. Özellikle 5 cm.den küçük, erken evre siroz olanlardaki hepatomalarda cerrahi rezeksiyon en uygun seçimdir.</p>
<p>Eğer HCC sayı ve kitlesel hacim olarak cerrahi rezeksiyonla çıkartılamıyorsa, sirotik karaciğer rezervi yeterli değil ve gösterilemeyen küçük HCC odaklarının da ortadan kaldırılması isteniyorsa &#8216;karaciğer nakli&#8221; uygun bir seçenektir. Özellikle 3 cm. den büyük, 3&#8242;den çok sayıda ve parankim içine yerleşmiş hepatomalarda karaciğer nakli düşünülmelidir.</p>
<p>Paul Brousse Hastanesi Karaciğer Cerrahi Merkezinden (Fransa) R. Adam i ve arkadaşlarının bu temel ilkeler içinde uyguladıkları karaciğer nakillerinin sonuçları oldukça başarılıdır. Siroz zemininde gelişen bir HCC&#8217;de karaciğer naklinden sonra 5-yıllık yaşam süresi % 20-30, cerrahi ölüm oranı %l0-20 ve hastalığın yayılım olasılığı %30-40&#8242;dır.</p>
<p>Cerrahi olarak tümörün çıkartılması ve karaciğer nakli ancak bir kısım hastada uygulanabilir. Özellikle tümörün büyük ve karaciğer dışına yayıldığı durumlarda, hastanın yaşam süresini uzatabilmek amacıyla diğer seçenekleri göz önüne tutmak gerekir. Bu amaçla belirli dönemlerde ortaya atılan seçenekler, bir süre kendinden çok söz ettirip, zamanla değerini kaybetti veya azaldı.</p>
<p>Karaciğerdeki tümöral kitlenin içine, ultrasonografi eşliğinde alkol enjeksiyonu (% 95 etanol), hastaların % 75&#8242;inde tam, % 20&#8242;sinde kısmi nekroz yapmakta ve hastanın yaşam süresini uzatmaktadır. Bu konu üzerinde daha önceki yıllarda geniş olarak durmuştuk. Karaciğer dokusunun arteryel ve portal venöz sistemden kanlanmasına karılık, HCC&#8217;nin doğrudan hepatik arterden kanlanması özelliği, tanı için radyolojik incelemelerde olduğu kadar, tedavi amacıylada kullanılır. Tümörü besleyen ana damarın içine kemoterapi ajanları verilebilir, lpyodol, Gelfoam gibi maddelerle damar kanarak lezyonda nekroz olması sağlanabilir.</p>
<p>Sistemik etkili kemoterapötik ajanlar HCC tedavisinde çok yönlü olarak denenli, fakat belirgin bir yararlı etki sağlanamadı. Buna rağmen bazı karaciğer kanseri araştırma merkezleri, hasta onayını alarak yeni bazı ilaç türlerini deniyor.</p>
<p>&#8220;Cryosurgery&#8221; (dondurma) yöntemi, çelik bir çubuğun tümör içine sokulup sıvı nitrojen verilerek -190 derecede tümörün, çevresindeki bir kısım karaciğer dokusu ile birlikte dondurulmasıdır.</p>
<p>Yeni bir yöntem: Termoterapi<br />
Radiofrequency Ablation.,RFA diye isimlendirilen bu yöntem, tümörün içine (yerleştirilen, şemsiye şeklinde açılabilir özel bir çubukla (prob) tümöre yüksek frekanslı, değişken elektrik akımı vermektir. Bu ısı ile tümör 100 derecenin üstünde ısıtılıp, <strong>kanser</strong> hücreleri öldürülmektedir.</p>
<p>İlk kez 1996 yılında Rossi ve arkadaşlarının (3) kullandıkları yöntem, son 4-5 yıl içinde giderek yaygınlaştı ve bu alanda önemli bir tedavi seçeneği durumuna geldi. Bu yöntem, doğrudan ciltten (petkütan), laparoskopik ve açık cerrahi şeklinde yapılabiliyor. Toplanmış 10 ayrı çalışmada termoterapiye bağlı ölüm oranı hiç görülmedi. Komplikasyon oranı % 0-17 arasında değişiyor. Bazen kanama, ateş, agrı, apse gelişmesi gibi sorunlar yaratıyor.</p>
<p>RFA uygulaması için hastanın ileri evre siroz olmaması, tümör sayısının beşten fazla, çaplarının 5-6 cm. den büyük ve kanama bozukluğunun bulunmaması gerekir.</p>
<p>Rossi ve Arkadaşları 1 yıllık %94, 3-yıllık % 68 oranında sağ kalım bildiriyor. Hastaların % 95-100&#8242;ünde lezyonda tam nekroz sağlanabiliyor. Bowles ve arkadaşları da 99 RFA girişiminde 328 tümöre yöntemi uyguladı. Sadece bir hasta öldü (% 1), yedi büyük ve 10 küçük komplikasyon açığa çıktı. 15 aylık izleme sonunda sadece 30 tümörde (% 9) nüks oldu. Alınan sonuçların alkol enjeksiyonundan daha başarılı olduğu, tümörün lokal kontrolün sağlanmasında, etkili ve güvenli, tekrarlanabilir bir yöntem olduğu savunulmaktadır. Başarı oran 3 cm. den küçük tümörlerde daha yüksek olurken, 5 cm. den büyük olanlarda başarı oranı düşmektedir.</p>
<p>Ülkemizde birkaç hastanede kullanılmaya başlayan bu yöntem, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Radyoloji-Genel Cerrahi bölümleri tarafından birlikte uygulanmaya başlandı Yakın zamanlarda yayınlanan araştırma sonuçları da RFA&#8217;nın iyi bir lokal kontrol sağladığı ve sonuçlarının cerrahi ile kıyaslanabileceğini ileri sürmektedir .</p>
<p>Sonuç olarak; karaciğer kanserinin (HCC) tek etkin tedavi yöntemi cerrahidir. Ancak cerrahinin uygulanabileceği hasta sayısı fazla değildir. Cerrahi rezeksiyon ve karaciğer nakli olanağı bulunamayan hastalarda yaşam süresini uzatacak değişik yöntemler ortaya atılmaktadır. Son yıllarda hızla yayılan RFA (termo-terapi) alınan ilk sonuçlarıyla ümit vermektedir.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/karaciger-kanseri-tedavisinde-termoterapi.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/karaciger-kanseri-tedavisinde-termoterapi.html">Karaciğer Kanseri Tedavisinde Termoterapi</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/karaciger-kanseri-tedavisinde-termoterapi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser Ağrısı: Tanımı ve Değerlendirilmesi</title>
		<link>http://www.tedavinet.com/kanser-agrisi-tanimi-ve-degerlendirilmesi.html</link>
		<comments>http://www.tedavinet.com/kanser-agrisi-tanimi-ve-degerlendirilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 03:06:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavinet.com/?p=14867</guid>
		<description><![CDATA[Kanser Ağrısı: Tanımı ve Değerlendirilmesi &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Hazırlayan: Doç Dr. N. Süleyman Özyalçın Algoloji Bilim Dalı, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anesaaaiyoloji AD SorununTanımı Tüm ağrı sendromları gözden geçirildiğinde kansere bağlı ağrıların çok önemli bir yer tuttuğunu görmekteyiz. Kanser ağrısı, yarattığı hastaya ve aileye ait psikososyal sorunları ve iş gücü kayıpları açısından, ülkelerin ekonomilerini de etkileyebilen [...]<p><a href="http://www.tedavinet.com/kanser-agrisi-tanimi-ve-degerlendirilmesi.html">Kanser Ağrısı: Tanımı ve Değerlendirilmesi</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser</strong> Ağrısı: Tanımı ve Değerlendirilmesi</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Hazırlayan: Doç Dr. N. Süleyman Özyalçın<br />
Algoloji Bilim Dalı,<br />
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anesaaaiyoloji AD</p>
<p>SorununTanımı<br />
Tüm ağrı sendromları gözden geçirildiğinde kansere bağlı ağrıların çok önemli bir<br />
yer tuttuğunu görmekteyiz. <strong>Kanser</strong> ağrısı, yarattığı hastaya ve aileye ait psikososyal sorunları ve iş gücü kayıpları açısından, ülkelerin ekonomilerini de etkileyebilen önemli bir olgudur. Epidemiyolojik araştırmalarda her yıl yaklaşık 7 milyon yeni <strong>kanser</strong> tanısı konduğu ve 14 milyon kanserli hastanın bulunduğu saptanmıştır. Aynı araştırma sonuçlarına göre her yıl 5 milyon hastanın <strong>kanser</strong> nedeniyle yaşamını yitirdiği bildirilmiştir. Bu da dünyadaki tüm ölümleri % 10’una yakındır.</p>
<p>Kanserli hastaların % 20-50’sinde ilk başvuruda, % 30-40’ında <strong>tedavi</strong> sırasında, %75-90’ında ileri evrede ve son dönemde ağrı vardır; hasta ve yakınları için AĞRI, ölümün kendisinden bile daha büyük bir korku kaynağıdır. Kanserli hastaların ortalama %30 ile 50’sinin ağrı yakınmaları olduğu düşünülürse, bu durumda iyimser bir hesapla şu anda dünyada, yaklaşık 5 milyon kişi <strong>kanser</strong> nedeniyle ağrı çekmektedir. 2600 hastayı içeren 12 araştırmada kanser ağrısının ancak %50 oranında kontrol altına alınabildiği gösterilmiştir. Buna karşılık WHO verilerine göre farmakolojik yöntemlerle ağrının % 80’i kontrol altına alınabilmektedir.</p>
<p>Kanserli Hastada Ağrıya Genel Yaklaşım<br />
Ağrı kontrolünün basamakları;<br />
* Ağrı şiddetini değerlendirme<br />
* Ağrının detaylı hikayesinin sorgulanması<br />
* Hastanın psikolojik durumunun değerlendirilmesi<br />
* Dikkatli bir fizik muayene<br />
* Gerekli tüm araştırmaların yapılması<br />
* Ağrı kontrolünde alternatif yöntemleri hatırlamak<br />
* <strong>Tedavi</strong> sonuçlarının değerlendirilmesi şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Hastanın ağrısının varlığına inanmak ve bunu etraflıca irdelemek çok önemlidir. Ağrının şiddetinin yanlış değerlendirilmesi ya da hastaya yarattığı maluliyetin tam algılanmaması, yetersiz bir fizik muayene ve tetkik ne yazık ki yanlış tanı ve yetersiz tedaviye yol açar. Tam anlamı ile çözümlenmemiş bir ağrı sendromunda doğru ve yeterli <strong>tedavi</strong> için mutlaka uygulanan tedavilerin sonuçlarının değerlendirilmesi ve alternatif analjezi yöntemlerinin hatırlanması gerekmektedir.</p>
<p>Kanserli hastanın ağrı şikayetinin değerlendirilmesinde ağrı nedeninin yanısıra fiziksel kısıtlılık ile ağrıya bağlı veya bağımsız olarak ortaya çıkan diğer semptomların ele alınması gerekir.</p>
<p>Hasta ağrı şikayeti ile başvurduğunda tam bir anamnez alınmalı ve hastanın asıl hastalığının bütün ayrıntıları öğrenilmelidir. Ayrıca bu anamnez hastanın ağrısının özellikleri ve hastalığın yayılma bölgeleri hakkında da ipucu verilebilir.</p>
<p>Ağrının ne zaman başladığı, süresi, sıklığı ve şiddeti değerlendirilmelidir. Hastanın daha önce kullandığı analjezikler de ağrı şiddetinin değerlendirilmesinde önemli etken olurlar. Örneğin, daha önce nonsteroid antiinflamatuar ilaçlarla kontrol altına alınabilen bir ağrı, artık bu ajanlara cevap vermiyorsa şiddetinin arttığı sonucu ortaya çıkar.</p>
<p>Yanma şeklinde ya da dizesaaaik özellikler taşıyan bir ağrı ile şiddetli batıcı, bıçak saplanması tarzındaki ağrı bir sinir lezyonunu düşündürür. Buna karşın derinden gelen lokalize, sızlama tarzındaki ağrıda kemik <img src='http://www.tedavinet.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> :-):-):-)stazı akla gelmelidir. Kramp tarzında epizodik özellikler gösteren ağrı, içi boş bir organın tutulduğunu düşündürür. Göğüste sıkışma hissine yol açan sırt ağrısı epidural spinal kord basısını akla getirmelidir.</p>
<p>Bu özelliklerin yanı sıra ağrının süresi ve dağılım bölgesi, ağrıyla birlikte ortaya çıkan ve organ disfonksiyonlarıyla seyreden semptomlar (ör.barsak tıkanıklığı), ağrıyı arttıran ve azaltan etkenler de değerlendirilmelidir.</p>
<p>Hastanın o güne dek aldığı ağrı kesici ilaçlar da ağrının şiddeti daha sonra uygulanacak yöntemler hakkında önemli ipuçları verir. Örneğin nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlarla (NSAİİ) kontrol altına alınabilen ağrı bir kemik <img src='http://www.tedavinet.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> :-):-):-)stazı olabileceğini, trisiklik antidepresanlar ya da karbamezapin verilerek kontrol altına alınabilen bir ağrı nöropatik ağrıyı akla getirmelidir.</p>
<p>Ayrıca hasta daha önce basit analjezikler kullanmış ve hekime başvurduğunda kodein ve NSAİİ kombinasyonlarını kullanmakta ve buna rağmen ağrısı geçmiyorsa artık invazif birtakım girişimler gündeme gelecektir. Ağrı tedavisine geçmeden önce hastaya mutlaka tam bir tıbbi ve nörolojik inceleme yapılmalıdır. Böylelikle ağrının kökeni, yayılım bölgeleri, tümörün hayati organlara yakınlığı gibi konularda önemli ipuçları yakalanabilir.</p>
<p>Kanser ve uygulanan tedaviye bağlı olarak hastanın psikolojik durumunda meydana gelen değişiklikler, çevresi ile ilişkileri, hastalığa karşı savaşım gücü, eğitim düzeyi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ağrı kontrolüne başlamadan önce, hastaya uygulanan yöntemlerin hastalığın esas tedavisi olmadığı, tedavisinin bu konuda uzmanlaşmış hekimler tarafından ayrıca sürdürüleceği, kendisine daha çok ağrı konusunda yardımcı olunacağı anlatılmalıdır.</p>
<p>Kanser ağrısı kontrolünde; önce ağrının geniş kapsamlı olarak değerlendirilmesi daha sonra <strong>tedavi</strong> stratejisinin belirlenmesi gereklidir.</p>
<p>Ağrı şiddetinin değerlendirilmesinde vizüel analog skala, nümerik skalalar, kategorik skalalar, yüz skalaları gibi tek boyutlu skalalar yanı sıra, ağrının emosyonel, fiziksel ve davranışsal yönlerinin de irdelendiği, kısa ağrı değerlendirme formu, Minesota ağrı değerlendirme formu McGill ağrı değerlendirme formu gibi çok boyutlu değerlendirme formları da kullanılabilir.</p>
<p>Kanser Ağrısının Nedenleri<br />
Kanserli hastada ağrı nedeninin araştırılması sırasında ağrının kanser dışı bir neden bağlı olabileceği unutulmamalıdır. Çeşitli yazarlara göre kanserli hastalarda ağrı sendromlarının % 3-17’si kanser dışı nedenlere bağlıdır. Kanser ağrısının tedavisi ile kanser dışı bir nedene bağlı ağrının kontrolu birbirinden çok farklıdır. Kanserli hastalarda ağrı özellikle analjeziklere cevap vermediği takdirde bu durum daha da önem kazanmaktadır. Kanserli hastalarda planlanmış <strong>tedavi</strong> yöntemleri ile kanser ağrısının kontrolü genellikle mümkündür.</p>
<p>Kanserli hastalarda ağrı sendromları<br />
Kanserli hastalarda ağrı sendromları etyolojilerine göre üç büyük grupta incelenebilir:<br />
a. Hastaların % 77 sinde ağrıya hassas yapıların tümörle invazyonu veya kompresyonuyla,<br />
b. Hastaların % 19 unda kanser tedavisi sırasında uygulanan cerrahi, kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemlere bağlı olarak ağrı gelişir,<br />
c. Hastaların % 4 ünde ise ağrı kanser dışı nedenlere bağlıdır.</p>
<div class="betterrelated none"><p>tedavinet.com</p></div><div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="small" count="" href="http://www.tedavinet.com/kanser-agrisi-tanimi-ve-degerlendirilmesi.html">{lang: 'tr'}</g:plusone></div><p><a href="http://www.tedavinet.com/kanser-agrisi-tanimi-ve-degerlendirilmesi.html">Kanser Ağrısı: Tanımı ve Değerlendirilmesi</a> is a post from: <a href="http://www.tedavinet.com">Tedavi Hastalıklar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavinet.com/kanser-agrisi-tanimi-ve-degerlendirilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

