Tedavi

____________________________________________________________

Kene kabusu sonunda bitiyor mu?

Türkiye’de kene ısırması sonucu Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yakalanan bir kişi, kanı temizlenerek tedavi edildi. Kanı, iki ayrı filtrasyon işlemine tabi tutularak kene mikrobundan arındırılan yoğun bakım hastası, tekrar sağlığına kavuşarak taburcu oldu.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Oral, 44 yaşındaki erkek hastanın kene ısırmasından 5 gün sonra, yüksek ateş, burun ve bağırsak kanaması, karaciğerde enzim bozukluğu ve trombosit eksikliğiyle hastaneye başvurduğunu anlattı.

Çok geç dönemde başvurduğu için organ yetmezliği gelişme riski olan hastaya ancak destek tedavisi uygulanabildiğini kaydeden Oral, ”Uyguladığımız destek tedavisinden olumlu sonuç alamayınca aferez yöntemiyle hastanın kanını ayrıştırarak KKKA’nın neden olduğu mikroorganizmalardan temizlenmesine karar verdik” dedi.

Bu işlemin yanı sıra antiviral tedavinin de devam ettiğini ifade eden Oral, ”Kanın ayrıştırılması, son dönemdeki bir hasta için etkin bir tedavi yöntemi yöntemi oldu. Kandaki mikroorganizmaların temizlenmesiyle ana tedaviye olanak sağlandı. Böylece hasta organ yetmezliği gelişmeden ölüm riski çok yüksek olan hastamız sağlığına kavuşup taburcu oldu” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’DE İLK KEZ KKKA’YA UYGULANDI

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aferez Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Osman İlhan da, ”Duble Filtrasyon Plazmaferezi” adı verilen, enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım ve terapotik aferez ekibinin görev aldığı tedavinin, Türkiye’de ilk kez bir KKKA hastasına uygulandığını söyledi.

Bu işlemde hastanın kanının iki ayrı filtrasyona tabi tutulduğunu ifade eden İlhan, ilk işlemde kanın plazmasının ayrıştırıldığını, ikinci işlemde ise ayrıştırılan plazmadaki KKKA hastalığının yol açan kene virüsünden kaynaklanan toksinlerin temizlendiğini bildirdi.

Toksinlerden temizlenen plazmasının tekrar birleştirme işlemine tabi tutulduktan sonra hastaya geri verildiğini kaydeden İlhan, ”Bu işlemde hastaya hiçbir ilaç verilmiyor. Sadece temizlenen kendi kanı tekrar hastaya veriliyor. Hastada hiçbir kan kaybı da olmuyor” diye konuştu.

DENEMELER SÜRECEK

8 kez tekrarlanan filtrasyon işlemi sonunda antiviral tedavisiyle birlikte hastanın tekrar sağlığına kavuştuğunu belirten Prof. Dr. İlhan, tedavinin etkinliği konusunda kesin bir şey söyleyebilmek için daha fazla hasta üzerinde uygulanması gerektiğini, yeni yöntemin 23-26 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek 5. Ulusal Hemaferez Kongresi’nde tartışmaya açılacağını kaydetti. Müzikle Tedavi Ve Alzheimer Hastalığı

Uluslararası Müzikoterapi Merkezi’nin kurucusu müzisyen Dominique Bertrand, Fransız Liberation gazetesinde yayımlanan söyleşide, müzikle tedavinin birçok şeklinin bulunduğunu ve farklı durumlarda çeşitli tekniklerin kullanıldığını, bir hastalık için bile çok sayıda yöntemin uygulanabileceğini belirtti.

Bertrand, tedavisi olmayan alzheimer hastalığı için de “müzikle tedavinin”, hastanın hayat kalitesini artırmaya yönelik olduğunu vurguladı.

Dominique Bertrand, alzheimer hastaları için daha çok şarkıların kullanıldığını, şarkılarla nefes ve hafızayı güçlendirme çalışmaları yapılabildiğini, ayrıca hastanın bir faaliyette bulunmasının sağlandığına dikkati çekti.

Müzisyen Bertrand, çalışmalarda genellikle anıların “geri çağrılması” ve yalnızlık duygusunun giderilebilmesi için hastaya yaşına uygun şarkıların dinletildiğini belirtti.

Kesilecek parmakları kurtaran te

Özel basınç odalarında uygulanan ‘yüzde 100 oksijen’ yöntemi diyabete bağlı ayak yaralarından otizme, karbonmonoksit zehirlenmesinden beyin ödemine ve kemik iltihaplarına kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor.

Hiperbarik oksijen tedavisi denen yöntem sayesinde doktorların kesilmesine karar verdiği parmaklar tamamen iyileşiyor. Hiperbarik oksijen tedavi merkezlerden biri de Adana’da bulunuyor. Çevre illerden de hastaların geldiği Adana’daki merkezde günlük 40 hasta tedavi görüyor.

Yeşilevler Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Necdet Ürün de merkezde tedavi gören hastalardan biri. Ayağındaki yaralar sebebiyle ilaç tedavisi gören Ürün, ayağındaki yaraların iyileşmek yerine daha da büyüdüğünü söylüyor. Doktorların parmağın kesilmesine karar verdiğini ifade eden Ürün, “Parmağımın kesileceği günü beklerken bir doktor arkadaşımın tavsiyesi üzerine Oksijen Tedavi Merkezi’ne gittim. Burada iki ay oksijen tedavisi gördüm. Bir süre sonra, kesilmesine karar verilen parmağım iyileşti.”

Özel Adana Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi görev yapan Su Altı Hekimi ve Hiperbarik Oksijen Tedavi Uzmanı Dr. Özlem Çağlar, hiperbarik oksijen tedavisinde, çelikten yapılan 11 kişilik kabin şeklindeki basınç odasında havayı, suyun 16 – 17 metre altındaki basınca eşitleyerek hastalara ‘yüzde 100 oksijen’ verildiğini söylüyor. Bu yöntemle kandaki oksijen miktarını artırdıklarını belirten Çağlar, böylece hastaların plazmasında maksimum düzeyde oksijen çözündüğünü ve dokulara giden oksijen miktarının arttığını anlatıyor. Dr. Özlem Çağlar ise özel basınç odalarında uygulanan yüzde 100 oksijen ile, diyabete bağlı ayak yaralarından otizme, karbon monoksit zehirlenmesinden beyin ödemine ve kemik iltihaplarına kadar birçok hastalığın tedavi edildiğini belirtiyor.

TÜRKİYE’DE 35 UZMAN BULUNUYOR

Dr. Çağlar’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de 35 Hiperbarik oksijen tedavi uzmanı bulunuyor. Hiperbarik tedavi yöntemi vurgun yiyen dalgıçlar ile karbon monoksit ve doğalgaz zehirlenmesine maruz kalanların tedavisinde de uygulanıyor.

Tedavi ayrıca, deprem veya trafik kazası sonucu enkaz altında kalanlardaki ezilmeler, aşırı kan kaybı, beyin ödemi, ani görme ve işitme kaybı, beyin felci hastalıklarında da kullanılabiliyor.

Şeker hastalarında oluşan yaraların iyileşmeyebildiğini, oksijen gitmediği için bakterilerin çoğaldığını ve enfeksiyon nedeniyle yaranın ağırlaşabildiğini ifade eden Dr. Özlem Çağlar, şöyle konuşuyor: ”İyileşmeyen yaralara yüksek basınç altında yüzde 100 oksijen veriyoruz. Basıncı verince soluttuğumuz oksijen çok yüksek miktarda kanda eriyor. O zaman da dokunun beslenmesi artıyor, bakterilerle savaşıyor, dolaşım düzenleniyor, ödem varsa dolaşım düzenlendiği için yaranın şişlikleri iniyor. Bunun yanında tabii antibiyotik tedavisi şart. Uyguladığımız tedaviden genelde sonuç alınıyor. Ancak bu yardımcı tedavi. Antibiyotik ve cerrahi tedavi de şart. Destek tedavisi olarak oksijen tedavisi veriliyor.”

haber 7

davi

Oruçluyken azan hastalıklar

* Editöre e-posta
* Yazıyı Gönder
* Çıktı Al
* Tümünü Tek Sayfada Göster

* Paylaş:
* Sabah net
* google
* facebook
* digg
* twiter
* yahoo
* mixx
* stumbleupon
* delicious
* myspace
* friendfeed
* google buzz
* linkedin
* xing

Oruçluyken azan hastalıklar

* DR. EREN EROĞLU
* 29.08.2010

Özellikle sıcak yaz aylarına rastlayan Ramazan’da, susuz kalma nedeniyle oluşabilecek böbrek taşı risklerine, safra asidine, kan şekerindeki iniş ve çıkışlara karşı dikkatli olmak gerekiyor

Kimine geç kalmış bir yazı gibi gelebilir ama öyle hastalıklar var ki Ramazan’ın ilerlemesiyle sorun yaratmaya başlar. Hemen herkes yüksek tansiyon ya da kalp hastalığı gibi düzenli ilaç almak gereken hastalıkların pek oruç tutmaya gelmediğini, şeker hastalığı gibi açlık ve tokluğun metabolik denge için önemli olduğu durumlarda kontrolsüz oruç tutulursa, kantarın topuzunun kaçtığını bilir. Peki bu yazıda geçen durumlardan kaç kişinin haberi var dersiniz?

İFTARDAN SONRA DAYANILMAZ BİR UYKU BASTIRIYOR
Bu sorunu birçok kişi sıklıkla yaşar. Nedeni ise kan şekerindeki iniş ve çıkışlardır. Normal yaşamda insan bedeninde kan şekeri belirli seviyelerde bulunur. Yukarısına hiperglisemi, aşağısına hipoglisemi denir. Kan seviyesini ayarlayan birçok hormon bulunmasına rağmen bunların içerisinde en önemlisi insülindir. Şeker yükseldiğinde insülin seviyesi artarak kan şekerini düşürür, düştüğünde ise azalarak şekerin yükselmesine fırsat tanır. Şikâyet genellikle bol kalori içeren ve yüksek oranda şeker gibi basit karbonhidratların tüketildiği iftarlardan sonra olur. Oruç nedeni ile kan şekerini normal seviyede tutmak için insülin düzeyi düşüktür. İftarda vücuda bol miktarda şeker girince, kan şekeri çok yükselir. Bunun üzerine şekeri düşürmek için insülin gereğinden fazla üretilir. Bu fazla insülin kan şekerini normale indirmekle kalmaz çok düşürür; yani insanı hipoglisemiye sokar. İşte iftar sonrası ani bastıran uykunun sebebi ortaya çıkan düşük kan şekeridir. Buna engel olmak için yapılması gereken en önemli şey birden bol miktarda karbonhidrat, daha doğrusu şeker ve şekerli gıdalar içeren gıdaları çok yememek.

ÜLSERİM KANADI
Hepimizin iyi bildiği gibi besinlerin sindirilmesindeki en önemli görevi mide üstlenir. Ağızda çiğnemeyle başlayan bu işin çoğu midede halledilir ve bağırsaklarda tamamlanır. Mide, sindirim işlemi sırasında mekanik hareketlerin yanında asıl olarak yüksek derecede asit içeren öz suyunu kullanır. Bu öz suyun asitliği öyle kuvvetlidir ki çiğnenmeden yenilen etleri bile tamamen sindirip bulamaç haline getirebilir. Bu gerçek karşısında akla hemen, bu kadar kuvvetli asitliğe karşı kendisini nasıl koruduğu sorusu gelir. Bunun cevabı midenin içini döşeyen özel kıvrımlı doku ve onu kaplayan aside dirençli kalkandır. Romatizma için kullanılan ilaçlar, helikobakter pilori denilen bir mikrop ya da tek başına stres, aside dirençli bu bariyerin kurulmasını bozarak midenin savunmasında önemli gedikler açar. Bunun üzerine orucun getirdiği beslenme düzeni değişikliği ve açlık stresi eklenince, kalkan iyice bozulabilir. Bu nedenle Ramazan ayı boyunca kronik mide hastalıklarında alevlenmeler, kanama ve delinmeler sık görülür.

SAHURDA YEDİKLERİM SABAH AĞZIMDA
Mide reflüsünde midenin içindekiler yemek borusuna geri kaçar. Bu da asitli maddelere dirençli olmayan yemek borusunda yanıklara sebep olur. Hasta, mideden göğse doğru çıkan yanma, şişkinlik, gaz gibi şikâyetlerden yakınır; ağzına gıdalar ya da acı bir su gelebilir. Reflünün sebebi, mideden yukarı doğru kaçışı önleyen kapağın bir nedenle tam görev yapamamasıdır. Özellikle fazla kilolularda sık görülür. Yapılması gerekenlerin başında mide içi basıncı çok artırmamak gelir; bunun için tek seferde fazla yememek, sıkı kemer bağlamamak gerekir. Bunun yanında kimyon, susam, kahve ve sigara gibi bazı gıdalar, mide kapağının tam kapanmamasına sebep olabilir; dolayısıyla şikâyeti olanların bunlardan kaçınmasında fayda var. Mide asidini düşürerek, yemek borusundaki tahribatın düzelmesine fırsat tanımak için hekimler tarafından bazı ilaçlar önerilebilir. Şikâyeti olanlara önerebileceğim, iftarda tek seferde çok yememek. Orucu açtıktan iki saat sonra tekrar bir şeyler yiyebilir ve bunu belirli aralıklarla tekrarlayabilirsiniz. Az yeme tavsiyesi, sahur için de geçerli. Bunun yanında sahurda tok karnına hemen yatmanız gerektiği için uygun olan yüksek yastık kullanmak. Böylelikle yer çekiminin yardımıyla midedekilerin midede kalması sağlanır.

POSALI GIDA YEMEK ÖNEMLİ
Hemoroid yani basurun sebepleri arasında daha önce geçirilmiş damar hastalıkları, müzmin kabızlık, ıkıntı ile dışkılama, sık tekrarlayan ishal, hamilelik, siroz, devamlı ayakta çalışmak sayılabilir. Tedavinin temelini bağırsak hareketlerini ve dışkılamayı düzenli hale getirmek gelir. Hastalığın alevlenmesi durumunda, ağrı kesici ve kortizon içeren kremler ile ağrı ve şişliğin azaltılmasına çalışılır. Ameliyat da bir çözüm olabilir. Ramazan ile bu hastalığın kesiştiği nokta kabızlıktır. Oruç nedeni ile beslenme düzeninin değişmesi sonucu Ramazan ayında kabızlığa sık rastlanır ve bu durum hemoroidi azdırır. Çözüm ise anlaşılacağı gibi kabızlıktan korunmaktır. Bu nedenle özellikle Ramazan’da posalı gıdalar yemek ve her zamanki tuvalet alışkanlıklarımızı korumaya çalışmak gerekir.

SAFRA KESEMDE TAŞ, AKLIMDA ORUÇ VAR
Safra kesesi taşlarının genellikle ameliyattan başka çözümü yok. Taşlar zamanla büyür ve oluşturdukları sindirim problemleri nedeniyle ameliyat kaçınılmaz hale gelir. Safra yollarında tıkanıklıklar ve bunlara bağlı ciddi sarılıklar gelişebilir. Bazen safra kesesi iltihaplanır ve akut kolesistit denilen iltihaplı taşlı kese olur. Bu durum önemli bir acil hastalık. Yani kısacası eğer doktorunuz önermişse, uygun bir zamanı kollayarak ameliyat olmak doğru olur. Oruç tutma niyetinde olan safra kesesi hastalarına tavsiyemiz, ani ve çok yememeleridir. Çok yemek çok safra asidi gerektireceği için bu sistemi iyi çalışmayan hastaları sıkıntıya sokar. Bunun yanında kızartmalar, yağlılar, çikolata, yumurta ve yağlı kuruyemiş, sakınılması gereken gıdaların başında gelir. Eğer Ramazan nedeniyle yeterli miktarda sıvı almak ihmal edilirse, safra asidinin kıvamı koyulaşacak ve çamur oluşup, safra kesesinin tabanına oturacaktır.

ORUÇ VE BÖBREK TAŞI
Bildiğiniz gibi böbreklerin görevi kanı temizlemek ve atıkları vücuttan idrar yoluyla atmak. Bunun için de suyu taşıyıcı olarak kullanır. Böbreklerde kandan ayrılan atık ve tuzlar suyla birleşerek idrarı oluşturur, idrar torbasına gelir oradan da dışarı atılır. Oruç nedeniyle eğer yeterli miktarda sıvı alınmazsa, böbrekten süzülen tuzlar çöker ve taş oluşturur. Bunu kısaca şöyle örnekle açıklayabiliriz; çok şekerli çay içenler bilir, bir bardak çaya çok şeker atarsanız miktar çoğaldıkça eritmesi o kadar zorlaşır. Bu, çay suyunun taşıma kapasitesinin dolmasındandır. Aynı şekilde vücuttaki tuzları atmak için her gün belirli miktarda su gerekir. Eğer o sıvıyı almazsanız, idrarın içindeki tuzlar çöker ve taş oluşturabilir. Ramazan ayları hele yaza rastlıyorsa susuz kalmaya bağlı böbrek taşı riski katlanarak artar.

Hasta kanser olduğunu bilmeli!

Halkla oynanıyor. Kolesterol halka anlatıldığı kadar korkunç değil. İlaç firmalarının bu işte artı payının olduğuna çok inanıyorum

GÜLENGL USLU

Genel Cerrah Dr. Berkhan Savaşçın zamanında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni en yüksek puanla kazanan ve özellikle kanser hastalarına uyguladığı başarılı ameliyatlarla isminden söz ettiren bir doktor. Dr. Savaşçan’ı dinlerken bir hekimde aradığınız bilgi ve şefkate fazlasıyla sahip olduğunu hemen anlıyorsunuz. Başarılı doktorun eşi, iş kadını Funda Savaşçın’ın da aramıza katıldığı sohbetimizle sizleri baş başa bırakıyorum.
Berkhan Bey sizi tanıyarak başlayalım..
1958 İstanbul doğumluyum. 1970 yılında ailemle birlikte İzmir’e geldim. Liseyi İzmir’de bitirdim. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Mecburi hizmetimi Samsun’da tamamladım. 5 yıl Atatürk Eğitim Hastanesi’nde baş asistanlık yaptım. Ondan sonra serbest hekimliğe başladım. Yaklaşık 10 yıldır İzmir’de serbest Genel Cerrahi Uzmanı olarak çalışıyorum. Ve yine genel olarak kamerayla ameliyatlar ya da onkolojik cerrahi dediğimiz kanser ameliyatlarına daha bir ağırlık vererek meslek yaşantımı sürdürüyorum.
Siz ve sizin gibi değerli doktorların İzmir’de yaşaması da bizler için bir kazanç.. Hakkınızda çok güzel övgüler duydum. Ağırlıklı olarak kanser ameliyatlarına giriyorsunuz sanırım..
Aslında kanser cerrahisini seviyorum demek halk için çok hoş bir şey değil. Keşke hiç kimse kanser olmasa. Kanser cerrahisi biraz riskli ama eğer iyi sonuç alırsanız çok yüz güldürücü bir cerrahidir. 1998 yılından beri meme kanserlerinde estetik cerrahı arkadaşımla birlikte gireriz. Aynı seans içinde göğsünü alıp yerine protezden yeni göğüs yaparız.

ÖLÜM ORANI ÇOK AZ
Açıkçası bu yöntemi her duyuşumda ürkmüşümdür..
Ürkülecek bir şey yok. Uygun vakalarda göğsün derisini çıkartmadan o anda memenin içini boşaltıp yerine protez koyuyoruz. Böylece kişi uyandığında göğsünde hiçbir eksiklik hissetmiyor. Eğer kişi ameliyat sonrası göğsünden ışın tedavisi görmeyecekse bunun kişiye getirdiği hiçbir artı yük yok. Radyoterapi görecekse zaten koymuyoruz. Çünkü, radyoterapi yakarak tedavi ediyor. Göğsün tamamını aldığınız vakalarda genellikle radyoterapiye gerek kalmıyor.
Göğsü alınan bir kadının psikolojisi açısından süper bir yöntem tabii bu..
Bugün meme kanserinde ölüm oranı artık yok denecek kadar az. Hastalar göğüslerinin kaybını fiziksel bir kayıp olarak nitelendirip gerçekten psikolojik olarak çok yıpranıyorlar. Buna karşılık hastayı ameliyata ikna etmek de daha kolay oluyor. Hastaya ameliyattan sonra göğsünün yerinde duracağını sadece göğsünün alınıp yerine yeni bir göğüs yapılacağını söylediğimizde bu ameliyata çok daha sıcak bakıyor. Ve hasta ameliyattan çok daha mutlu uyanıyor. Ameliyat yaptığım pek çok hastam bugün bikiniyle denize giriyorlar.
Bu ameliyatlardaki başarınızı neye bağlıyorsunuz?
Bana göre olay yalnızca hastayı iyileştirmek değil, psikolojik olarak da rahatlatmak. Burada başarı için önce mesleğinizi çok seveceksiniz.. İkincisi, hastayla aranızda inanılmaz bir güven duygusu oluşacak.
Siz tıp dilindeki Latince kelimeleri hastanıza ifade ederken Türkçe kelimelerle izah ediyormuşsunuz ki, bu çok önemli..
Evet, bununla ilgili çok enteresan şeylerle karşılaşıyorum. Hastanın biri, “Bana bunu anlatıyorsun ama bunu sen biliyorsun ben anlamıyorum ki” diyor ama hayır ben bıkmadan usanmadan her hastaya neden ameliyat olması gerektiğini, ameliyat esnasında ve sonrasında neler olabileceğini anlatmak zorundayım. Başka türlü doktorluk olamaz. Çünkü artık 21. yy’da yaşıyoruz ve karşımızda internet denilen ve gerçekten bizi doğruya sevk eden bir uygulama var. Hastaların bir kısmı bizi imtihan ediyor. Ben bu işe çok severek girdim. Hastalarıma telefonlarımı veririm ve beni her an arayabileceklerini belirtirim. Çünkü hasta telefonun ucunda size ulaşabileceğini bilmeli.

ACIMASIZLIK DEĞİL
Özellikle Amerika’da kanser hastalarına hastalıkları yüzüne söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bende olabildiğince söylüyorum. Kanser olduğunu hasta bilmeli. Çok acımasız düşündüğümü sanmayın. İzmir’de benim tedavi ettiğim hasta grubunun büyük bir kısmı belirli bir kültür seviyesinin üstünde insanlar. Ben bu insanlara kanser olduğunu söylemeyeceğim, sonra ben bu insanı kematorapiye radyoterapi’ye göndereceğim ve o hasta kanser olduğunu anlamayacak. Bu mümkün mü? İnternetten her şeyi görebiliyorsunuz artık. Nasıl olsa hastalığını bilecek ama bilmemiş gibi yapacak. Karşılıklı tiyatro mu oynayacağız? Bu doğru değil. O hastanın size güveni kalır mı?
Beslenmeyle ilgili olarak hangi doktorun söylediğine inalım onu da şaşırdık.
Halkla gerçekten çok oynanıyor. Kolesterolün halka anlatıldığı kadar korkunç ve riskli bir şey olmadığına inanıyorum. Bu konuya biraz ticari bakıldığını düşünüyorum. Bakın kalp hastasıysanız yani kalp damalarınızda bir darlık varsa bu durumda kolesterol konusunda tedavi olmanız tabi ki gerektir. Ama artık 200′ün üstündeki her kolesterol vakasına derhal rejim ve bir takım ilaçlar dayatılıyor. Kolesterol vücudun yapı taşı. Sağlıklı yaşamamız içi gerekli olan şey. Ama ipin ucunu kaçırdık. Tereyağın ölçülü bir miktarda mutlaka yenmesi gerektiğine inanıyorum. Bakın, kolesterolün yüzde yirmisi gıdayla yüzde sekseni genetiktir. Bu kadar savaş verir tarzda yaşamanın da mantıklı olmadığını düşünüyorum. İlaç firmalarının bu işte artı payının olduğuna çok inanıyorum.
Funda Hanım bu derece yoğun yaşayan bir doktorun eşi olmak nasıl bir duygu?
Biz çok küçük yaşlardan beri birlikteyiz. O nedenle, neyle karşılaşacağımı biliyordum. Cerrahi onun aşık olduğu bir daldı. İşini o kadar seviyor ki, ben hiç şikayetçi olmadım. Birbirimize olan saygı ve sevgiden kaynaklanan bir hoş görü var aramızda. Ben onun mesleğine ve özel ilgi alanlarına saygı duyuyorum. O da bana aynı şekilde saygı duyuyor. Ben yaklaşık 17 yıldır Philip Morris Kurumsal İlişkiler bölümünde çalışıyorum. Bazen benim de eve işten geç geldiğim zamanlar oluyor.

İP ÜSTÜNDE!
Berkhan Bey Çeşme’de yaşanan sağlık sorunları için ne düşünüyorsunuz?
Çeşme’nin yaz nüfusu kış nüfusunun on katına büyüyen bir ilçe. Bu ilçede sağlık planlaması çok yanlış. Çeşme’de 25 yataklı bir hastanede geçici görevli doktorlarla sağlık temin etmek mümkün değil. Buradaki hastanenin yaz hesabı yapılarak yeniden düzenlenmesi lazım. Sissus Hastanesi kendisini kurtaramadı ve kapandı. Özel hastanelerin burada yaşaması kolay değil. Burada, Devlet Hastanesi’nin en az 50 yatağa çıkartılarak içinde tüm branşların olduğu bir hastane haline getirilmesi gerekiyor.
Hafta sonu 100 bin araç giriyormuş Çeşme’ye..
Çeşme’nin 300 bin nüfusa göre planlanması gerekir. Burada kanser ameliyatı yapılsın demiyorum ama bir beyin kanamasında, ani kalp krizi ve ani ölüm riski taşıyan rahatsızlıklarda buradan 9 Eylül Hastanesine gidene kadar kaybolan vakti kazandıracak bir sistemi kurmak zorundayız. Trafik ve deniz kazaları oluyor. Olaya müdahale edecek ortopedi uzmanın, genel cerrahın veya beyin cerrahının mutlaka hazır bulunması lazım. Bu şartlar sağlanmadıkça Çeşme’ye gelen insanların ip üstünde yaşaması kaçınılmaz. Çünkü, insan hayatı dakikayla ölçülen bir zaman dilimine dahildir. 9 Eylül’e yarım saate gidilir diye hesaplamak yanlıştır. Yarım saat insan hayatında müthiş büyük bir süredir. Zamanında müdahale etmezseniz hastayı kaybedersiniz. Maalesef bunlar tatil beldelerinin olmazsa olmaz koşulları. Türkiye’nin esnek düşünmesi ve önlemler alması kaçınılmaz.

DOĞRU BİLGİ
Korkunç sıcaklar yaşadık..Bu sıcak günlerde ne gibi önlemler almalıyız?
İnsanlar kendini kandırmasın. Güneşle dost olunmaz. İnsan sağlığı için 20 dakika güneş almak yeterlidir. Güneş ışınlarının tehlike boyutu ispat edildi. Aşırı sıcaklar cilt kanseri, kalp ve beyinle ilgili birçok hastalığın nedeni. Akşam ağır yemekler ve içki yaz sofraların vazgeçilmezi oluyor. Sonrasında ciddi riskler baş gösteriyor. O nedenle hafif yemekler ve bol sıvı gıdalar almak, kesinlikle güneşin altında fazla kalmamak gerekiyor. Güneş ışınlarının insanın DNA’sını kalıcı olarak bozduğunu herkes bilsin.
Berkhan Bey, son olarak ne söylemek istersiniz?
Dediğim gibi cerrahinin yüzü soğuk. Bir kişiye seni ameliyat edeceğim demek kolay değil. Ne derseniz deyin sözün sonu buraya varacak. Doktorların hastalarına doğru bilgiyi onların anlayacağı şekilde anlatmaları gerekir. Eğer bir insan iyileşmek isterse hangi hastalık olursa olsun iyileşir. İnsanlar içlerindeki yaşama sevincini, ne hastalığa yakalanırsa yakalansınlar kaybetmesinler. Aksi halde doktorun yapacağı bir şey kalamaz.

Kanser vakalarında artış var
Türkiye tıbbın gelişmesine ne kadar ayak uyduruyor?
İnanın Amerika’dan sonra geliyoruz. Laparoskopik ameliyata (kapalı ameliyat) ilk başlayanlardanım. Kamera ile ameliyat İzmir’de tüm hastanelerde uygulanır hale geldi. Teknik olarak yeni bir yöntem ama Türkiye Avrupa’dan daha çabuk adapte oldu. Tıp olarak Avrupa’nın önde gelen bir ülkesiyiz. Türkiye’deki insanların kansere ve kanser cerrahisine bakış açısının değişmesi gerektiğine inanıyorum. Kanser Türkiye’de çok arttı. Bunda Çarnobil’in ve yenilen gıdaların etkisi var. Çok antibiyotikli ve hormonu gıda alıyoruz. 17- 18. yy’da en pahallı gıdalar rafine gıdalardı ve sadece saraylarda tüketiliyordu, halk doğal gıdalarla besleniyordu. 20. yy’a geldik, şimdi rafine gıdalar çok ucuz, doğal gıdalar çok pahallı. Halkta ucuz rafine gıdalar tüketiyor. Ayrıca etrafta çok fazla radyasyon var. Kanser vakalarında yaşça küçülme, sayıca artma var. 30′lu yaşlarda meme kanseri görmeye başladık. Korkunç bir tiroit kanseri görülüyor. Kanser cerrahisinden ”Elleyince yayılır” diye Türk halkı çok korkar. Bu yanlış. Kabul edilmesi mümkün değil. Elmayı kesince armut olmaz!

Erzurum Kaplıcaları Birçok Hastalığa Deva

Türkiye genelinde ün kazanmış olan Pasinler, Ilıca (Aziziye) ve Köprüköy Kaplıcaları’nın bir çok hastalığa iyi geldiği belirtiliyor.
Günümüzde olduğu gibi antik dönemlerde de yaygın olan kaplıcalara, özel önem verilmiştir. Başlangıçta sadece temizlenme aracı olarak kullanılan doğal sıcak su kaynakları, tedavi edici ve iyileştirici özelliklerinin de keşfedilmesiyle, antik dönemlerden günümüze kadar kaplıca olarak varlığını devam ettirmiştir. Temizlik, ruhsal dinlenme ve özellikle de tedavi amaçlı kullanılan bu kaynaklar, bir yandan zahmetsiz temizlik sağlarken, diğer yandan bir çok hastalığın iyileştirilmesi için kullanılmıştır.
PASİNLER KAPLICALARI:
Erzurum’a 30 kilometre uzaklıkta, Kars karayolu üzerindeki Pasinler ilçesindeki kaplıcalar, çeşitli hastalıklar için şifa arayanlarla dolup taşıyor. Pasinler Belediye sınırları içerisinde, tarihi Hasankale’nin güneyinde bulunan ‘Büyük Çermik’, ‘Küçük Çermik’ diye adlandırılan kaplıcalar ile 48 yataklı Turistik Kale Otel bünyesindeki kükürtlü havuz, özellikle yaz mevsiminde Türkiye’nin dört bir yanından turist çekiyor. Yaz mevsiminde çevre illerden gelerek ‘Bahçeler’ semtine çadır kuran vatandaşlar, sonbahara kadar tatil yapma olanağı buluyor.
Romatizma, böbrek hastalıkları, sindirim sistemi, idrar yolları, siyatik, lumbago, nevralji ve çeşitli kadın hastalıklarına iyi geldiği belirtilen Pasinler kaplıcalarından günde ortalama 5 bin kişi yararlanıyor. Büyük Çermik, Küçük Çermik ve Turistik Kale Otel havuzunda bayanlar ve erkekler ayrı ayrı yararlanıyor. Turistik Kale Otel’in kabinli havuzlarından aile olarak yararlanmak mümkündür. Yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği kaplıcaların ünlü konukları arasında sinema sanatçısı Nurseli İdiz, İbrahim Erkal, İzzet Yıldızhan gibi sanatçılar yer alıyor.
Yaklaşık 205 metre derinlikten doğal olarak saniyede 15 litre olarak çıkan kükürtlü sıcak su özellikleri taşıyor:
KAPLICALARIN ÖZELLİKLERİ:
“Sıcaklık: 39 C, Ph: 6.65, Tad: Tuzlu, Kalaviyet: Yüzde 28, Radon Değeri: 13 eman/lt, Kuru Hülasası: 3.0896/ lt, Sülfat İyonu I: 0082, Amonyak: 0.1566, Kalsiyum: 0.0708, Magnezyum: 9926, Natrion: 0.127.
AZİZİYE KAPLICASI:
Erzurum- Erzincan karayolunun 18′nci kilometresindeki Aziziye İlçesi sınırları içerisinde bulunan kaplıcanın suyu içerdiği karbon, hidrojen gibi maddelerden dolayı dünyaca ünlüdür. Bayanlar, erkekler, özel havuz ve banyolar olmak üzere dört farklı havuz yapısı vardır. Aziziye Caddesi Yeni Mahalle’de bulunan kaplıcada 80 yatak kapasiteli bir otel önümüzdeki yaz mevsiminde hizmete girecek. Yabancı turistlerin sıkça geldiği kaplıcanın konukları arasında Sağlık Bakanı Recep Akdağ bulunuyor.
Ilıca Kaplıcaları, kas, iskelet, ortopedik, nörolojik, mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, beslenme bozuklukları ve romatizma hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır.
KAPLICANIN ÖZELLİKLERİ:
Sıcaklık: 39.4 C, Toplam sertlik: 38 frans, Kalaviyet: Yüzde 32, Görünüş: berrak, Renk: hafif sarı, koku yok, tortu az, Sodyum iyonu: 112mg/lt, Magnezyum iyonu: 47.4 mg/lt, Demir ve aliminyum: 3.6mg/lt, Klor iyonu: 1403.3 mg/lt, Hidro karbon: 1970.3 mg/lt, Akım değeri: 6 lt/sn.
KÖPRÜKÖY (DELİ ÇERMİK) KAPLICASI:
Erzurum- Kars karayolunun 56′ncı kilometresinde Köprüköy ilçesi yakınında bulunan kaplıcaya ulaşım çok rahattır. Kapalı tesisin bulunmadığı kaplıcalar sadece yazın kullanılmaktadır. Buraya gelen yerli ve yabancı turistler, çamur banyosu yapmakta ve ılık kaplıca suyundan yararlanmaktadır. Romatizma, sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı, kalp hastalıkları, metabolizma bozuklukları ve romatizma hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır.
KAPLICANIN ÖZELLİKLERİ:
Sıcaklık: 26 C, Ph değeri: 6.12, Akım değeri: 101 lt/sn’dir. Bikarbonatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli, demirli ve bromürlü bir bileşime sahiptir.
Bunların dışında Erzurum’da Soğuk Çermik, Uzunahmet Çermiği, Başpınar Çermiği, Kızıl Çermik, Köprüköy yakınında Deli Çermik ve Çamuru bulunmaktadır. Bu çermikler romatizma, kadın hastalıkları, deri, siyatik ve felç gibi hastalıklara iyi gelmektedir.

Kalp hastalığında yeni umutlar

Kalp hastalığı denilince genelde anlaşılan, kalp damar hastalığıdır. Koroner damarlar denilen bu damarlar tıkandığında kalp krizi olur. Kalp krizi veya benzer durumlar, 40 yaş üzeri ölümlerin yarısına yakınını oluşturmaktadır.

Cumhuriyet – Koroner damar problemlerin önlenmesinde ilaç tedavileri büyük önem kazanırken tedavide ilaveten by-pass cerrahisi ve koroner stent girişimleri sıkça kullanılıyor. Teknolojinin son 20 yıldaki ciddi katkıları ile koroner damar hastası birçok hasta günden güne gelişen stent teknolojisi ile tedavi edilebiliyor. Dr. Genco Yücel, Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı.

Bazı zaafları olsa da bu teknoloji, insanların çabuk konforlu tedavilerine yardımcı oluyor ve açık kalp ameliyatına gerek kalmadan, sorunların halledilmesini sağlayabiliyor. 20 seneden fazla kullanılan stent teknolojisinde, son 7-8 senede ilaç kaplı stentlere geçildi. Metal bir kafes olarak düşünebileceğimiz stentlerde farklı metal ve farklı ilaç kullanımlarıyla daha iyi sonuçlar alınıyor. Damara metal bir kafes yerleştirmenin teorik bazı riskleri yüzünden, vücutta birkaç hafta içinde eriyecek şeker gibi bir maddeden yapılan biyo stentler üzerinde çalışmalar sürüyor. Yakın zamanda metal stentlerin yerine bu tip stentlerin geçeceğini tahmin ediyorum.

Kalp damar Dışı problemlerde yenilikler

Sık rastlanan aritmi problemlerinin kontrolü için ilaçların yanında takılabilen kalp pili benzeri, defibrilatör dediğimiz cihazların kullanımı artıyor ve teknolojileri iyileşiyor.

Aritmilerde, bunların kökünden ortadan kaldırılmasına yönelik anjio benzeri yöntemle kasıktan girip kalpte aritmiyi yaratan elektrik kısa devrenin bulunup yakılmasına elektrofizyolojik test ve ablasyon diyoruz, teknolojinin gelişimi ile her tür aritmide başarılı sonuçlar alınmakta.

En sık görülen aritmi olan atrial fibrilasyon konusunda başarı yeni sağlanıyor. Bu aritmide sorun, kalpten beyne pıhtı gitmesi ile felç geçirme durumudur. Buna karşın en önemli silah, aynı zamanda fare zehiri de olan bir kan sulandırıcı ilaçtır. Bu ilacı her hasta güvenle kullanamıyor. Bu yüzden yeni ilaçlar geliştiriliyor, ayrıca pıhtının kalpte oluştuğu apendiks denen yapıyı tıkayan cihazlar üzerinde duruluyor. Bazı araştırmalara göre bu cihazlar kan sulandırıcı ilaçlara gore daha faydalı. Kullanımı zor olan ve özellikle yaşlı insanlarda kendisi felç yapabilen ilaç yerine, pıhtı kaynağını tıkayarak ilaç gerekliliğini ortadan kaldırmak konsepti çok çekicidir ve gelecekte daha çok kullanılacağa benzer.

- Kapak hastalıklarında yeni Seçenekler neler?

On yıllardır kalp kapak hastalıklarında tedavi, ağırlıklı olarak cerrahi müdahele ile yapıldı. Günümüze gelene dek son derece başarılı sonuçlarla uygulanan bu tedaviler, hemen her zaman için göğüs kafesinin açılıp kalp kapağının değiştirilmesi veya onarılmasını içermekteydi. Bu açık kalp cerrahisi dışında denenen ilaç tedavileri, kateterler veya balonlar kullanarak yapılan daha küçük girişimler ise, istenen sonucu veremediler. Sadece, mitral kapak dediğimiz kalbin dört kapağından birinin darlığını balonla günü birlik bir işlemle açarak başarıyla tedavi edilebildi.

- Cerrahi müdaheleler başarılı ise niye başka yollar aranıyor?

Cerrahi müdahelelerin başarısına karşın, ameliyat ihtiyacı olan bazı hastalar açık kalp ameliyatına alınamıyor. Yüksek riskleri veya ileri yaşları sebebiyle, ameliyata alınamayan bu hastalar da, ilaçların da alternatif olamaması sebebiyle çaresiz kalıyorlar.

- Çaresiz bu hastalara ne tip çareler sunulabiliyor?

Bilindiği üzere kalpte 4 kapak var, ve bunlar kalbin içinde kan akışını, yani trafiği düzenliyorlar. Her kapak açılıp kapanarak iş görür; problem dendiğinde, ya açılamıyorlardır, daralmışlardır ya da kapanamıyorlardır yani kaçak problemi vardır.

Kapaklardan mitral kapağın daralmasının balonla tedavi edilebileceğinden bahsetmiştim. Bu kapağın kaçağı ise çok sık rastlanan yıllar içinde kalbin yapısını bozabilen bir anormalliktir. Tedavisi ise açık kalp ameliyatı ile başarıyla yapılabiliyor; bu sorunun tedavisinde iyi sonuçlar alınan ilk yeni girişim ise, klip takılmasıdır.

Eski Amerikan kovboy filmlerinde açılır kapanır iki kapılı bar kapılarını düşünün, bu iki kapının birbirleri ile aynı hizaya gelmediğini düşünün. İki kapıyı ortalarından birbirlerine iple ve dikişle bağlayarak tuturduğumuzu düşünün. Dikişin üstü ve altı ise açılabilmeye devam etsin. Buna benzer bir yöntemle göğüs kafesi açılmadan kapaktaki kaçaklar tedavi edilmeye çalışılıyor. Son iki senedir başarılı sonuçların bildirildiği mitraclip yöntemine ilaveten, bar kapısını menteşelerinden geçen iplerle sıkarak, sanki bir çöp torbasının ağzını büzerek kapatırmışcasına çalışan başka sistemler de gelişme aşamasında.

- Ülkemizde uygulanan teknikler var mı?

Aort kapağının darlığı durumlarında uygulanan kısaca TAVI dediğimiz, anjiovari bir yöntemle eski aort kapağının içine yenisini yerleştiriyoruz. Aort kapak darlığı çoğunlukla yaşlı insan hastalığıdır ve şikâyet yaratmaya başladıktan sonra çok tehlikelidir. Açık kalp ameliyatı yaş ilerledikçe tehlikeli olmaya başladığı için, bu ameliyatın gerektiği hastaların %30’dan fazlası ameliyat olamıyor.

Son 5-7 yıldır dünyada ve son 1 senedir de ülkemizde ilk olarak hastanemizde uyguladığımız bu teknik, çaresizlere çare sunan çok şık bir yöntemdir. Ameliyat olması riskli bulunan hastalara anjiyo laboratuvarında, narkoz verilmeden, anjiyoya benzer bir işlemle bu kapak girişimi yapılabiliyor. Hastalar 24 saatte ayağa kalkıp, 5 günde taburcu olabiliyor.

- Bu yaklaşımlar açık kalp ameliyatının yerini alacak mı?

Eminim bu yazıyı okuyan bir insanın aklına hemen “Yeni yöntemlerle kapak takılsın. Ertesi gün işime, evime döneyim,” demek geliyor. Günümüzde yıllar içinde gelişmiş başarılı açık kalp ameliyatlarının yanında henüz emekleme döneminde olan bu yeni girişimlere bakarak, bunu söylemek çok erken. Ancak dünyada bu tekniklerin kullanılma oranlarındaki artışa bakarak, meslektaşlarımın ileride bunun gerçekleşebileceğini hissettiklerini görüyorum. Bir yıl önce dünyada toplam 2000 hasta bu yolla ameliyat edilmişken son bir yılda bu sayı 10.000’leri aştı.

- Başka kapak girişimleri konusunda ilerlemeler var mı?

Aort ve mitral kapak dışında kalbin kirli kan tarafı olan sağ tarafta bulunan pulmoner ve triküspid kapakta, teknoloji bu hızla çalışmıyor. Ancak her iki kapak probleminde de çok yeni teknolojik ilerlemeler görüyoruz. Örneğin, daha ziyade genç yaşlarda olan kalp rahatsızlığı ve ameliyatları takiben tekrar açık kalp ameliyatı gereken bazı hastalarda, pulmoner kapağın da basit bir işlemle değiştirilmesine yönelik işlemler, yine kasıktan girerek yapılabilmekte.

Teknoloji işin içine girince, bütün sorunlarda yeni çareler ortaya çıkarılacaktır. Ülkemizde yakın gelecekte burada bahsi geçen bütün bu müdahelelerin hastalara daha yoğun sunulacağını düşünüyorum.

Erkeklerin en büyük kâbusu!

Transkranial Manyetik Stimülasyon’un (TMS) migren ağrısından sorumlu olan nöronal aşırı duyarlılığı ortadan kaldırdığı böylece migren krizlerine son verdiği belirlendi.

Migren’in değişen aralıklarla gelen ve şiddetli ağrılarla karekterize bir baş ağrısı hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, “Baş ağrısı bazen üç gün kadar sürebilir. Migrenin gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde meydana getirdiği iş gücü kaybının ekonomik faturası milyarlarca dolardır. Migren ağrısından çeşitli mekanizmalar sorumlu olmakla beraber bugün artık, nöronlarda ki aşırı hassasiyetin başlıca sebep olduğu bilinmektedir. Transkranial Manyetik Stimülasyonun (TMS) migren ağrısından sorumlu olan nöronal aşırı duyarlılığı ortadan kaldırdığı böylece migren krizlerine son verdiği son zamanlarda yapılan bir çok bilimsel araştırma ile gösterilmiştir” dedi.

TMS uygulamasının, kriz esnasında ağrıyı geçirdiği gibi aralıklarla uygulandığında ağrı nöbetlerinin gelmesini de önlediğini dile getiren uzmanlar şunları kaydettiler; “Migren ataklarının tedavisinde şimdilerde en çok triptanlar kullanılmaktadır. Halbuki triptanlar, migrenli hastaların yüzde 40 da etkisiz kalmaktadır. Ayrıca bu ilaçların kardiovasküler yan etkileri de mevcuttur. TMS tedavisi bu alanda çok güvenilir ve yan etkisi olmayan bir uygulamadır. Vücuda verdiği manyetik enerji çok düşük olup, MRI çekimlerinin binde biri kadardır. Migren hastalığı, en çok aralıklarla gelen gerilim baş ağrısı tabloları ile karışmaktadır. Gerilim baş ağrılarında gerek triptanların gerekse diğer atak önleyici ilaçların hiçbir etkisi olmaz ve işe yaramazlar. Halbuki TMS hem migren den hem de gerilim baş ağrısından kaynaklanan ağrı ataklarının her ikisini de ortadan kaldırmaktadır. Diğer taraftan migren ağrısı iyice yerleştiği ve arttığı durumlarda atak önleyici ilaçların pek faydası olmamakta, kişi ağrının dinmesini büyük ıstıraplar içinde günlerce beklemektedir. İlaçlara cevap vermeyen böyle migren ağrılarında da TMS, ağrıları yatıştırıcı rol oynamaktadır. Başda Ohio olmak üzere pek çok üniversite de TMS’in migren üzerinde ki etkilerini araştıran çalışmalar yapılmış ve yukarda anlattığımız konuları destekleyen sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca daha önce depresyon tedavisinde FDA onayı alan TMS tedavisi, 2007 senesinde migren tedavisi için de FDA onayı almıştır.

İHA

{lang: 'tr'}

Yorumlar